Yaşarken, kamuoyunun dikkatli bakışı, çıkar çatışmaları, açgözlülükle açgözlülüğün savaşı, insanın eski paçavralarını saklamasına, söküklerini ve yamalarını gizlemesine, kendi vicdanına yaptığı itirafları diğer insanlardan esirgemesine neden olur; insan, başkalarını böyle kandırmasının en büyük ödülü olarak, kendisini de kandırmayı başarır, çünkü bu durumda, acılı bir deneyim olan utançtan ve korkunç bir ahlaksızlık olan ikiyüzlülükten kurtulmuş olur. Ama ölüyken ne fark ederdi! O ne rahatlıktır! O ne özgürlüktür! İnsanın büründüğü pelerini fırlatıp atması, incik boncuklarından kurtulması, maskesini çıkartması, bütün süs ve boyalarından arınması, ne olup ne olamadığını açık açık itiraf etmesi ne muhteşemdir! Sonuçta ne komşu vardır, ne arkadaş, ne düşman, ne tanıdık, ne yabancı ne de herhangi bir başka seyirci. Biz ölümün diyarına girer girmez, kamuoyunun keskin ve yargılayan gözü gücünü kaybeder. Onun bazen bu tarafa da baktığını, bizi inceleyip yargıladığını inkar edecek değilim, fakat onun yargıları biz ölüleri ilgilendirmez. Siz hala hayatta olanlar, inanın ki dünyada bizim kayıtsızlığımız kadar korkunç enginlikte hiçbir şey yoktur.