Bugün gelinen noktaya bakalım. Avrupa'da bir mütefekkir Karen Armstrong diyor ki: "Bugün Hz. Muhammed dirilse kalksa, Hz. İsa da gökten inse... Mesela Hz. İsa gökten insin ama Vatikan'a gitmesin. İnsanlara İncil'i tebliğ ettiği yere, Beyt-i Lahim'e gitsin. Hz. Muhammed (sav) de dirilsin, kalksın ama Medine'de kalmasın, Mekke'ye uğramasın; Amerika Birleşik Devletleri'ne, mesela Washington'a gitsin." Armstrong diyor ki: "Hz. İsa insanlara İncil'i tebliğ ettiği yerde, kendisine iman ettiğini iddia eden adamı tanıyamaz; 'Bu ne hal? Ben size teslis mi dedim, ben size Allah'ı bırakın da bana mı tapın dedim, bu ne hal?' derdi. Fakat Hz. Muham- med (sav) Amerika'da kendisine iman eden ümmetini tanır, sadece iki rekat namaz kılarken görsün kafidir; tekbir aldı, ellerini bağladı, rükû yaptı, secde yaptı... Tanır." Niçin? Çünkü Allah Resulü'nün sünneti, İslamî düşüncenin ve Kur'anî mefkûrenin kişiden kişiye değişen soyut bir eylem olmasının önüne geçmiş, Kur'an'ın hakikatleri sünnet ile ete kemiğe bürünmüştür. Bu çok mühimdir. Bunu gören İslam düşmanlarının türlü türlü yollarla sünneti alaşağı etmek istemelerinin en önemli amili budur. Kur'an'ın Kalbine YolculukYasin Pişgin
İman kilise dogmatizminde olduğu gibi kör bir teslimiyet değil, bir ön aydınlanmadır. İman ufku açar, karanlıkta havaya atılmış bir işaret fişeğidir adeta. Ufku aydınlatır, adım atacağın yeri önceden gösterir.