Ahiretin sermayen, dünyan ise kârın olsun. Zamanını önce ahiretini kazanmak için harca. Eğer başka zaman kalır
sa dünya ve maişetin için sarf et. Dünyan sermayen, ahiretin ise o sermayenin kârı olmasın. Bu takdirde dünyadan kalan zamanda ne yapacaksın? Mesela namazlarını bir heybeye tüm eşyanı sıkıştırırcasına kılacaksın, ta'dil-i erkâna riayet etmeyeceksin; rükû desen rükû olmayacak, secde desen secde olmayacak, namazın rükünleri arasındaki itminan ise, Hakk getire. Yorgunluk ârız olacak bedenine, hiçbir amelini ifa etmeden uyuyakalacaksın. Gece, kokmuş bir ölü bedeni misali olacaksın; gündüz ise tembelin teki. Nefsinin, hevânın ve şeytanının peşi sıra. Ahiretini dünyan karşılığı satarak...
Azîmet yolunda yürüyenlerin, azîmetle amel eden- hali de böyledir. (Böyle bir kişi), meded ü tevfik ve muhafaza-i Rabbânî kendisinden kesilirse eğer, kendi- ni ruhsat sahasında bulur. Şeriat çizgisinden dışarı çık- mış olmaz. Ölüm vakti geldiğinde ibadet ve taat üzerine olur. Güzel amellerine şahitlik edilir. Ama kimi de ruhsat sahasında kalır, azîmet meydanına adım atmaz.