"Hayata tutunmak gerekiyor sevgili dostum. Hayatı çözümlemeye çalışmak harika bir şey ama heyecanını kaybersen küstüğünü sanacak. Küs olduğun hayat sana kendini açmaz ve onu çözümleyemezsin..."
"Özlem hep 'keşke' der James..." dedim. "Çünkü özlemek bazen buzdan bir denize düşmek kadar serttir. Bazen çöl sıcağında bir yudum suya hasret kalmak gibidir. Lüzumsuz kalabalıkların içinde o en lazım kişiyi aramaktır, yalnızken tek bir yüze hasret kalmaktır. Zaten tabiatı bile ayrılık üzerine kurmamış mı Tanrı? Yaprak düşer dalından, damla ayrılır buluttan, seviyorum derken bile ayrılır iki dudak birbirinden. Yağmurun ardından ortaya çıkan toprak kokusu gibi özlemek de bir yüreğe düşünce sendeki özü kaldırır yıllardır yatıp durduğu mezardan."
Hangimiz sokakta "Hayat nedir?" sorusuna verdiğimiz yanıtla çelişmeyen bir hayat yaşıyoruz ki? Hangi insan insanlardan hiçbir şey saklamadan yaşıyor ki? Kim kurduğu doğru cümleler gibi bir hayat yaşıyor ki? Herkes yazdığı yalan yanlış senaryosunun kahramanı olarak kendi filminde kör topal oynuyor. Sanki her şey mükemmel sorunsuzmuş gibi. Yeter ki kimse çıkıp "Tüm hayatın kendi inandırdığın yalanlardan ibaret dostum" demesin.
Yeryüzünde ne kadar az yer kapladığıma bakmayın, içimde öylesine genişim ki adım atacak yer yok. Belki de bu yüzden dışarıya ayak uyduramıyorumdur, kim bilir...