İstanbul'dakilere ve Büyük Millet Meclisi'nin yüzde yüz Mustafa Kemalci olmayanlarına göre Anadolu ne Yunan ordusunu ve yabancı kıtaları yurdumuzdan atabilir, ne de İngiliz donanmasını denizlerimizden kovabilir. Memleket bir Enver'den öteki Enver'e çatmıştır. Biri imparatorluğu harbe soktu, batırdı, biri de nasılsa elimize geçen güzel imkânları tehlikeye sokmaktadır.
Nasılsa mı? Fakat bu güzel imkânları yaratan adam Ankara'dadır. Bu güzel imkânlar uğruna halkın damarlarından, oluktan su akar gibi, kan akmıştır. Antlaşmanın maddelerinde bir takım tavizler ne demek? Tam ve kesin bir milli kurtuluş yolunda sonuna kadar irkilmeksizin yürümek lâzımdır.
Büyük adam, küçük adamdan bir yıl daha uzağı görmezse bu sıfata nasıl hak kazanabilir? Herkes 1921'in eşiğinde, büyük stratejist ve lider ise 1922 Ağustosu'nun son haftalarındadır:
— Ah bana inanınız... Geri gideceğiz, ileri gideceğiz, fakat düşman bize boyun eğdiremez. Sonunda onu yeneceğiz. Hürriyet denen şeyi böyle bir zaferden başka bir temel üstüne tutturamayız, diyordu.
İstanbul'a böyle diyor, dönüp Büyük Millet Meclisi'ne böyle diyordu. Belki de çok defa kendisine yalnız kendisi inanıyordu.
Mustafa Kemal artık zar atmıyordu. Satranç oynuyordu. Bu oyunun da, bilmeyenlere seyri bile, yorgunluk verir.
Türlü durumları, fırsatları ve şartları pek iyi kollamasını ve kullanmasını bildiğinden, harp ve politika işlerini kıskıvrak iradesine bağlamıştır. Önde, gidip daima yerinde bulacağı bir ordusu, arkada, gelip daima kavuşacağı bir insanlar takımı vardır. Fakat her günkü kürsü kavgalarından sonra:
— Canım efendim bu Meclis de nedir? İzin veriniz, dağıtalım.
Gibi tekliflerde bulunan dar kafalı gayretkeşlerden de, ürpererek uzak durur. Mustafa Kemal, meclissiz yaşamayı aklı almayan bir yirminci asır lideridir. Söyler,