sokakların damarlarından akan o kirli pas
yerini mor mor atan bir cerahat gibi bahara bırakıyor
gökyüzü intihar süsü verilmiş bir kıştan sağ çıkmış üstü başı bulut lekeleri üstü başı güneş yanığı
şimdi hangi imgeyi tutsam elimde kalıyor hangi dizeye yaslansam altı boşluk
bahar dediğin doğanın jiletle kendine attığı o derin ve estetik kesiktir kan yerine yeşil akar irin yerine polen
kaldırımların altına saklanmış o hırçın otlar betonun otoritesini sarsan birer anarşist gibi başkaldırıyor
kuşlar gökyüzünün yırtık yerlerini dikmeye çalışan çılgın terziler
ben bu kargaşanın ortasında cebimde kırık aynalar ve yarım kalmış küfürlerle yürüyorum
aşk bir travesti hüzünle bakıyor aynalara bahar ise bu kentin en afili en tekinsiz fahişesi
geliyor ve bütün ezberleri bütün o steril edebiyat kurallarını tek bir kahkahayla yerle bir ediyor
ruhumun bodrum katlarında sakladığım o rutubetli yalnızlık güneşin arsız parmaklarıyla taciz ediliyor artık
kaçacak yer yok
mevsim kendi kanununu yazıyor
yaşayacaksın diyor inadına ve yaralı!
şiir imla kılavuzlarının boğazını sıkarken
ben noktalama işaretlerini birer birer intihara sürüklüyorum
çünkü
hiçbir nokta bu coşkuyu durduramaz
hiçbir virgül bu nefes nefese kalmışlığı dindiremez
kitapların tozlu sayfaları arasında kuruttuğumuz o sahte romantizm bitsin artık
ben gerçeğin o çıplak ve sarsıcı yanındayım bir mevsimin anatomisini çıkarırken neşterim senin kalbinde duruyor
hem biliyorsun
sevgilim sınırları sevmem ben edebiyatta
bana baharı soruyorlar
kalkıp seni gösteriyorum
ve kıskanmaya başlıyor tüm çiçekler
akasya dahil
Îro nîsane heyra
bêrîya xwe dikim, bêrîkirin har e
ma qey
hîç mirov bêrîya xwe dike
ez bêrîya xwe dikim heyra
bêrîya stranan
bêrîya çîyan
bêrîya ciwatan
bêrîya zozanan
bêrîya kal û pîran…
ax min berî daye bîst û pêncan
dê û bav berî daye pêncî ax