Sandığımız gibi iletişim en yüksek noktasında mı? Televizyonlar, uydular, bilgisayarlar dünyayı bir bilgi akışı ağı içine sarmadan önceki zamanlarda, insanlar iletişimsiz mi yaşıyordu? İnsanların birbirinden haberleri olmuyor muydu? Oluyordu elbet. Belki daha derin biçimde.
Medya çağında bütün toplumların bir parça boğa olduğunu düşünüyorum. Bir takım matadorlar hepimizin hassas kırmızı pelerinlerini biliyor ve arada bir çıkarıp sallıyor. Biz de büyük bir öfke ile bu kırmızı pelerine doğru saldırıyoruz. Aslında o sırada matadorun istediği şeyi yapıyoruz ama boğa nasıl durumu anlamıyorsa, biz de anlamıyoruz. Kırmızı pelerinden başka bir şeyi göremeyen boğanın kaderi ölmektir. Kendisi üzerine oynanan oyunları göremeyen halkınki ise ezilmek.
Bizim kültürde önemli olan suçun gerçekleşmesine çok, duyulmasıdır. Bir şeyin şüyuu, vukuundan beterdir" deriz. Yani "bir şeyin duyulması, olmasından daha kötüdür." Duyulmadığı sürece mesele yoktur!
Halk arasında "Karda yürüyeceksin, izini belli etmeyeceksin!" denir. Türk insanı suçluluk duymaktan çok, utanmaya yatkın.
Türk romanında işlediği suçtan dolayı vicdan azabı çeken ve teslim olarak ruhunu kurtarmaya çalışan bir "Raskolnilov" yazılsa, gerçekçi olmaz. İç dünyamızda bir şeyler eksik bizim. Kendi değerlerimize göre değil, başkalarına göre yaşıyoruz.
Dünyanın en iyi hazırlanmış anayasaları bile ahlâken çökmüş bir toplumda ayağa kaldırmaya yetmez. Çünkü topluma asıl yöneten yasalar değil, çoğunlukla yazılı olmayan ahlâk kurallarıdır.
En büyük ahlâk yasası, doğaya uygun yaşamaktır.
Her meslek kendi ahlâkî kuralları içinde davrandığında ve meşru çıkarlarını koruduğunda ortaya ahlâk temeline dayalı bir toplum modeli çıkar.
Eleştiriden korkan toplumlarda, mutlaka gizlenmesi, saklanması gereken vahim çarpıklıklar var demektir.
Ortalık, bir şey yapmaya değil, bir şey olmaya çalışan zavallılarla dolu.(1998)
Artık insanlarda onurlu yaşamak. kıt kanaat geçinse bile ismine leke sürdürmemek, çoluk çocuğunun karnına haram lokma sokmamak gibi, toplumu koruyan kavramlar yok.(1998)
Hiçbir büyük servet lekesiz olmaz.
Sol, milliyetçi, ulusal yani nasyonalist olamaz, patriot yani yurtsever olur!
Dostoyevski bir makalesinde "Bugün bir Rus için en övünülecek şey ne kadar az Rus'a benzediğidir" diye yazar. Bu Osmanlı ve Türk aydını için de geçerlidir. Türk'e çok az benzemek, İtalyan, İspanyol, Fransız sanılmak bir övünç sebebidir. Sol belki de bu yüzden geniş kitlelerin içine sinen yerli bir model kuramamıştır.
"Uluslararası ilişkiler yaşamsal önem taşır" dediğinde solcu, "Beynelmilel münasebetler hayatî ehemmiyeti haizdir" dediğinde sağcı olduğun bir ülkede, aynı düşünceyi savunarak iki ayrı ideolojik bloka ait olmanın başyapıtları verilmiştir.