Malum ya, memur kısmı, ekmeğinden olur korkusuyla, içi alaca, dışı karacadır. Herkesin yanında, “Allah bu hükümeti başımızdan eksik etmesin,” derse de, yalnız kalınca kolunun yenine, “Yıkılasılar, Allah alsın başımızdan böyle hükümeti,” der.
Velakin bu zaman öyle bir zaman ki, rüşvetsiz adım mı atılıyor? Şu dünya batsa da, kalanlar kurtulsa... Yahu, bu ne vicdansızlık! Daha hükümet kapısından girerken paçalarından rüşvet akacak. Dünyanın sonu geldi, heyri. Kimde namus kalmış? Namuslu diye birini bilseler, eline deli raporu verip tımarhaneye tıkacaklar. Hep baştakiler... Neden demişler, balık baştan kokar diye... Koku başı sardı da kuyruğa bile geçti.
– Bu zaman, namussuz zamanı... Kimse doğruluk üzere iş görmüyor. Doğru adamı hiçbir işin başına geçirmiyorlar. Gazetelerde okumuşsundur belki; şu işe, şu işe müsabaka imtihanıyla memur alınacak deniyor. Bu imtihan dedikleri ne? Namussuzluk imtihanı... Namusu düşük olan seçilip imtihanı kazanıyor. Alçaklıkta üstün olan terfi edip en baş yere geçiyor.