Başını kaldırıp ufka bakan, hakikatin kendisinden daha büyük, daha geniş, daha derin bir şey olduğunu anlar. Ufuk,aklımızın sınırlarını nefsimizin ötesine taşır. Varlık alemine atılmış olan sırlar, toprağın altındaki tohum gibi bir gün yüze çıkmayı ve meyvesini vermeyi bekler. İnsan, toprağa ve tohuma sahip çıkan varlıktır. Ufkuna sahip çıkan,gideceği yeri de bilir. Oraya ulaşmak için hazırlık yapar. Kendinde kalıp kendinde tükenmez. Kendi nefsinin ve egosunun ötesine geçerek sonsuz ufuk çizgisine uzanır. Orada büyük varlık dairesindeki yerini görür. İşte o zaman evrenin efendisi değil, paydaşı, yoldaşı, dostu, muhafızı, emanetçisi, çoban olduğunu anlar.
"Fakat insan, Rabbi kendisini imtihan edip ikramda bulunduğu ve nimet verdiği zaman `Rabbim bana ikram etti' der.Ona imtihan edip rızkını daralttığında ise `Rabbim beni tahkir etti önemsemedi'der.
"Biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik Allah korkusundan onu baş eğmiş,parça parça olmuş görürdün.Bu misâlleri düşünsünler diye insanlara veriyoruz."(el-Haşr,21)