Hatırlamak dışında ne yapacak ne
de inanacak bir şey kaldığında, yürümek, bütün umutlardan ırak ve beklentilerle
zehirlenmemiş mevcudiyetin o mutlak yalınlığına dönebilmeyi sağlar.
Onca felsefenin, insaniyetin, nezaketin ve haşmetli vecize-nin ortasında, yanıltıcı
ve boş bir dış görünüşten, faziletsiz şereften, irfansız akıldan ve mutluluk
barındırmayan haz-dan başkası yok elimizde.
Yorgun güneşin telaşsızlığında, döne döne yere düşen ölü yaprakların
dinginliğinde, doğanın derin soluk alıp verişlerinde yıkanan bu yollarda,
ağaçların arkasından bakınca, korkuları, haksız böbürlenmeleri, anlık
mutlulukları ve kızgınlıklarıyla medeni dünya ve toplum uzun zamandır süren
bir felaketten başka bir şey değildir.
Gidiyordum, yumruklarım delik
ceplerimde;
Paltom bile hayaliydi artık;
Göğün altında yürüyordum, İlham Perileri! Ve kul köleydim size;
Ah tanrım, ne muhteşem aşklar düşledim!