"Fena değil,
" dedim. "Kimi hümanist sanatçı ve düşünürlerin
biyografilerinden oluşuyor. Rimbaud, Valery, Gauguin,
Tolstoy..."
"Akıllı oğlum benim," diyerek yanağıma bir öpücük
kondurduktan sonra kalkmaya davrandı.
"Hepsi hayatının bir döneminde her şeyi geride bırakıp başka bir yerlere gitmiş, biliyor musun?" diye durdurdum onu.
"Tolstoy hariç. O da içten içe hep çekip gitmek istiyormuş ama bir türlü cesaretini toplayamıyormuş. Nihayet seksen
küsür yaşında, tamamdır artık, gün bugündür diyerek pılını pırtısını toplamış ve gitmiş tren istasyonuna. Sonra tren
gelmiş ama o hiç yerindən kıpırdamamış..."
"Niye? Son dakikada vaz mı geçmiş yine?"
"Hayır," dedim. "Treni beklerken ölmüş."