“Doğru ya, siz henüz genç olduğunuz için o meseleleri pek
anlayamayabilirsiniz. Şöyle söyleyeyim. Belli bir yaşı geçince yaşam
dediğin, sahip olduğun şeyleri sürekli olarak kaybettiğin bir süreçten öteye
geçmez. Yaşamın için önemli olan şeyler, birer birer tarağın dişlerinin
kırılıp gitmesi gibi insanın elinden kayıp düşüverir. Bunların yerine eline
geçense, değersiz, tuhaf şeyler olur. Vücudun yetenekleri, arzular,
hayaller, idealler, kendine güven, anlam, hatta âşık olduğun insanlar, peş
peşe, önce biri sonra diğeri şeklinde yok olup gider. Veda ederek
ayrılanlar, hatta bir gün hiçbir şey söylemeden ortadan yok olanlar olur ve
bir kez yitirince bunları bir daha asla tekrar elde edemezsin. Yerine
koyacak bir şeyler de bulamazsın. Bu, çok acı veren bir şeydir. Bazen
vücudun lime lime doğranıyormuş gibi hissedersin.
Zamanın çarpık olarak ilerleyebileceğini Tengo biliyordu. Zamanın
kendisi, yeknesak bir yapıya sahipti, ama zaman bir kez tüketildiğinde
çarpık bir hal alabiliyordu. Bir zaman dilimi feci halde ağır ve uzun, başka
bir zaman dilimi ise hafif ve kısa olabiliyordu. Ayrıca, bazen öncesi ve
sonrası birbirine geçiyor, durum daha da kötüleşirse zaman tamamen yok
olup gidiyordu. O zaman diliminde olmaması gereken şeyler sonradan
eklenebiliyordu. İnsanlar zamanı bu şekilde kafalarına göre ayarlamak
yoluyla kendi varlık bilinçlerini de düzenleyebiliyorlardı herhalde. Başka
bir deyişle, bu sayede akıllarını başlarında tutmayı güçbela başarıyorlardı.
Eğer geçirdiği zamanı, akış sırasına uygun bir şekilde tek tip bir şey olarak
kabul etmesi gerekse, insanın ruhsal yapısının buna dayanamayacağı
kesindi. Böylesi bir yaşam, herhalde tam bir işkenceye dönebilirdi. Tengo
bunları düşünüyordu.
Elbette Şahitler içerisinde tecavüz olayıyla karşılaşmak gibi bir durum
söz konusu değildi. En azından kendisi, cinsel türden bir tehditle
karşılaşmamıştı. Çevresindeki tüm “kız ve erkek kardeşler” uysal, dürüst
insanlardı. İnanç konusunu ciddiye alan, bazı durumlarda canlarını ortaya
koymak pahasına, öğretiye saygı göstererek yaşayan insanlardı. Fakat
doğru dürtüler, ortaya her zaman doğru sonuçlar çıkartmaz. Dahası,
tecavüzde hedef yalnızca bedenle sınırlı da değildir. Şiddet her zaman
gözle görülecek şekilde ortaya çıkmadığı gibi, her yara da kanamaz.
Aile içinde karılarına ya da
çocuklarına şiddet uygulayanlar, hep zayıf karakterli adamlardır. Zaten
zayıf oldukları için, kendilerinden daha güçsüz insanları kurban seçerler.
“Tarih kitaplarını okumayı ben de severim. Tarih kitapları, bizim
eskiden de şimdi de aynı olduğumuzu öğretir. Giyim kuşamımızda ve
yaşam tarzımızda bazı farklılıklar olsa bile düşüncelerimiz ve
yaptıklarımız pek değişmez. İnsan nihayetinde, genler açısından yalnızca
taşıyıcıdır ve gelip geçicidir. Onlar bizi yarış atı gibi dörtnala sürerek
üstümüzden geçer, kuşaktan kuşağa yollarına devam ederler. Üstelikgenler, neyin iyi neyin kötü olduğunu düşünmezler. Biz mutlu da olsak,
mutsuz da, onların umurunda değildir. Araç olmaktan öteye geçmeyiz ne
de olsa. Onların tek derdi, neyin işlerine daha fazla yarayacağıdır.”