Mevlana'nın eserlerini İngilizceye kazandıran Reynold Alleyne Nicholson Şems'i şöyle anlatır:
"O, âlim olmakla beraber, iddetli bir ruhani cezbenin tesiri altında bulunuyordu. Bu anlamda tasavvufun en derin sırlarına hakimdi. Bu sebeple, etrafında olanlar üzerinde muazzam bir etki bırakıyordu. Gerek bu itibarla, gerek iddetli azmi, fakr, esrarengiz ölümü sebebiyle Şems ile Sokrat arasında bir benzerlik göze çarpar.
Her ikisi de dâhiydi. Yine her ikisi de,somut ve etkili fikirlerinin birer sanatkârane şekil almasını sağlıyorlardı. Üstelik her ikisi de açıkça bilinirliği olan ilimlerinin gereksizliğini savunmuş, nefis konusunu temize çıkarmanın ve vicdanın temizlenmesinin zorunlu olduğunu savunmuş aşkın yüce bir varlık olduğunu dile getirmişlerdir."
Şems dünya hayatına hiç kıymet vermeyen birisiydi. Bıkmadan,yorulmadan pek çok yere gitti. Onun için kendisine "Uçan Güneş"derlerdi. Şems-i Tebrizi, seyahat ettiği yerlerde, uğradığı memleketlerde İyi bir dost bulunması için dua ederdi. Israrla yaptığı bu duaların sonucu olarak bir gün rüyasında, "Konya'ya gitmesi ve orada tanıyacağı önemli bir dost şahsın yetişmesinde yardımcı olması" bildirildi. Şems, rüyasından şükrederek uyandı. "Böyle dosta canım feda olsun!" deyip yola koyuldu. Rüyasından bahsettiği birkaç Sohbet Şeyhi'nden birisi de Mevlana'nın hocalarından olan Seyyid Burhaneddindi. Bağdat'ta tanıştığı Şems'in Konya'ya er ya da geç geleceğini Mevlana'ya müjdeleyen kişi de oydu.
Daha küçük yaşlardayken bile Şems, hakikat peşinde mana arayan bir çocuktu. Kendisine bir gün istediği bir şey olup olmadığı sorulduğunda, onu cevabı,"Keşke bendeki her şeyi alsanız da ve benim olanı bana verseniz..."şeklinde olmuştu.