Senanur

Senanur
@ManyetikMarsli
INTP Ben evren kadar atomdan oluşan ve evrende bir atom kadar olanım! -Richard Feyman
Lisede Fikretçilere karşı ben Akifçi idim. Lise bitti, üniversiteye geçtim. Felsefe şubesine yazılmıştım. Felsefe, beni cemiyet meselelerinin üstünde birçok meselelerle temasa getirdi. Kâinat, varlık, hakikat... Ve bunlar karşısında insan!. Kendi varlığını bile inkâr eden "ide"ci feylesoflardan tutun da en kaba materyalistlere kadar, bunların kurdukları fikir sistemleri içinde bir hayli dolaştım. Kantları, Kontları gördüm. Hiçbiri içimdeki boşluğu dolduramadı. Beni nurlu bir yola çıkaramadı. Niçe'nin ihtiras şarkıları, Russo'nun vicdan ve hürriyeti, Spinoza'nın panteizmi, Berkson'un canlı, hayat akan felsefesi, zaman zaman bütün varlığımı kaplamak istedi. Fakat bu olmadı. Daima bir yanım açıkta kaldı. Aradığımı yine kendimde, kendimizde, Şark'ta buldum. Mevlâna ve Yunus imdadıma yetişti. Bu iki büyük ustanın sesi, felsefesi bana kalbimin atışı kadar canlı, benden bana yakın göründü. Beni ayrılık gayrılık tanımayan vahdetçi bir dünya görüşüne götürdü. "İzm"lerin elinden kurtardı. Kalp yollarından geçen her fikir nur oldu: Tanrı'yı, mutlak hakikati buldu. Sanat ve fikir, kalp ve akıl, Garp'ın hiçbir feylosofunda, bu iki büyük insanda olduğu kadar birleşemedi. Nifaksız, tezatsız bir görüş! En büyük insanlık, en büyük ahlâk... Hakikat!..
Sayfa 9 - Tedev Yayınları·Kitabı okuyor
Reklam
Eğer karşımıza, öldüremedikleri, saklayamadıkları bir Namık Kemal, bir M. Akif, bir Yunus Emre çıkmasaydı, biz de sapanların, sapıtanların güruhuna katılacaktık. Biz N. Kemal'den Vatan ve Hürriyet sevgisini öğrendik. Fakat bu "Vatan" mücerretti, nazarî idi. Akif bu mücerret vatanı müşahhaslaştırdı. Bu sihirli, hoş fakat boş kalıba ruh verdi. Ses verdi. Onu realitenin haşin yüzüyle, başsız ümmetlerin, mazlum milletlerin feryatlarıyla doldurdu. Halkın dertlerini, arka sokakların sefaletini, aylakçı, bezirgân zümrenin sefahatini, camilerin, secdelerin heyecanını, cephelerin kan ve kıyametini dile getirdi. Namık Kemal'in vatanı Akifte memleket, millet hâline geldi. Namık Kemal'in hürriyeti, Âkifte istiklâl oldu; bayraklaştı.
Sayfa 8 - Tedev Yayınları·Kitabı okuyor
Büyüdük, mektebe yazıldık. İlk mektepte okuduğumuz kıraat kitapları, zorla gasp edilmiş, alçakça çiğnenmiş bir vatanın, yakılmış, yıkılmış bir yurdun hatırlarıyla doluydu... Zafer neşidelerinin yanında sönmüş ocaklar, yıkık mabetler, malûl gaziler görüyorduk... Okuduklarımız, gördüklerimize uyuyordu. Milli mücadele heyecanı, Kuva-yı Milliye ruhu körpe dimağlarımızda silinmez akisler, derin izler bıraktı. Sonradan bu ruh yavaş yavaş gevşedi. Yerini sert kaba bir materyalizme, kör bir putperestliğe bıraktı. Millî Mücadele heyecanı söndürüldü. Kuva-yı Milliye ruhu öldürüldü.
Sayfa 8 - Tedev Yayınları·Kitabı okuyor
Milli Mücadele
Halkımızın "seferberlik" dediği o kara günler!... Cepheye gidenler, cepheden dönenler!.. Şehit olup, kendilerinin yerine nüfus tezkeresi gelenler!.. Şehitler, gaziler, dullar, yetimler!.. O zamanlar memleket baştan başa bir dullar ve yetimler memleketi oluvermişti. Karanlık, perişan odalarda isli bir lâmbanın titrek ışığı altında şehit haremlerinin, yavrularına söylediği ninniler!... Uyu yavrum yine şimşek çakıyor Şehit baban gelmiş bize bakıyor, Yarasından kızıl kanlar akıyor, O yarayı dur bağlayım ninni. Sen ağlama ben ağlayım ninni... Bu günün milliyetçileri, "Bu topraklar için toprağa düşenlerin çocukları" milliyetçiliklerini bu havaya borçlular
Sayfa 1 - Tedev Yayınları·Kitabı okuyor
"Sen ol da ister yâr ol, ister yara. Lütfun da başım üstüne kahrın da." -Şems-i Tebrizi
Sayfa 31·Kitabı okudu
Reklam