Bazıları eksik başlamıştır, kendi kalesine gol atarak küskün kalmıştır. Bazıları sadece anılarıyla sessizce oyalanır. Bazılarının yazacak çok şeyi vardır ama yaşayacak mecali kalmamıştır. Bazıları anlatmaz, boyuna yazar; dillendirmez, hüzünlenir.
Bazıları zorunlu olarak mecburen sessizdir. Bazıları anlaşılma çabasından erken vazgeçmiştir. Bazısı yuvadan düşen acemi bir kuş gibi daha yeni yeni eğitiyordur kanatlarını. Güçlenince şarkısını söyleyecek elbet. Her şeyin ve herkesin bir zamanı var.
Her şeyle de savaşamazsın, geri çekilmen gereken anlar da var.
En sevdiğim insanlar, her zaman çok şey yaşamış ama yaşadıkları her şeyi ruhlarını uyandırmak ve kim olduklarını hatırlamak için kullanmış olanlardı.
Acıyı bir tabloya dönüştürmek, kederi bir sanatçının sabrı ve inceliğiyle işlemek ne hoş.
Kırılmış hissetmenin ne olduğunu bilen ve parçaları nasıl bir araya getireceğini bilmeyen ama o bilmezliğin içinden empatiyi doğuran insanlar var.
Onların kalbi, başkalarının yükünü taşıyabilecek kadar geniş.
Kutsal alanı keşfetmek ne hoş.
Su dinginleştiğinde kendi yolunu bulurmuş. İnsan da sessizlikte buluyor yolunu tüm arayışların ardından. İhtiyacını son anda anlıyor.
Ve o an fark ediyorsun: Asıl ev zaten içeride. Her şey, her yol hep oraya çıkıyor. Ama sessizliğini çalmaya gelenler olacak. Gece gibi sızacaklar yanına; şüphe tohumları ekecekler içine, yeteneklerini sorgulatacaklar, kalbinin aynasına gölge düşürecekler.
Sözlerini eğip bükerek gerçeklerini yeniden yazmaya kalkacaklar. Sana hikayeni başka türlü anlatacaklar. Başta fark etmeyeceksin. Dillerinde sevgi sözcükleri taşısalar da nefeslerinde zehir olacak.
Orada kaldıkça unutacaksın kendini, kaybolmadan önceki sessizliğini.
Oradan ayrıl.
Çünkü senin yolun içindeki eve çıkan sessizlikte başlıyor.