Aslında her şey insanın o küçücük konfor alanını koruma hırsıyla başlıyor. Dikkat ettin mi, bazı insanlar için dünya sadece kendi etraflarında döndüğü sürece "adaletli" bir yerdir. Kendi fikirlerini destekleyen birini gördüklerinde dünyanın en sevgi dolu insanına dönüşürler ama birazcık eleştiri aldıklarında ya da çıkarları sarsıldığında o sahte nezaket yerini hemen zehirli bir kibre bırakır. İşte o an karşındaki insanın gerçek kumaşını görürsün. Kendini herkesten üstün görmeye başlamak, aslında insanın kendi yetersizliğini örtmek için giydiği o ağır ve rüküş zırhtan başka bir şey değildir.
Bu tip insanlara acımak çok doğal bir refleks; çünkü onlar hiçbir zaman bir başkasının gözüyle dünyaya bakmanın o zenginliğini tadamayacaklar. İşine gelmeyeni kapı dışarı eden bir zihin, aslında kendi kendini bir hücreye hapsetmiştir. Sadece kendi yankısını duyan, sadece kendi gölgesine aşık olan birinin ne kadar "üstün" olduğunun hiçbir önemi yoktur; çünkü o kişi gerçek hayattan çoktan kopmuştur. Gerçek asalet, işimize gelmediğinde de dürüst kalabilmekte ve aynadaki o kusurlu yüzle barışabilmekte saklıdır. Kendini dağların zirvesinde sanıp herkese tepeden bakanlar, aslında tırmanmaya cesaret edemedikleri o dik yamaçların en dibinde, kendi egolarının ağırlığı altında ezilip dururlar.