Bugun ilk kez gitigim antika pazarında dünyanın en iyi iki şeyini buldum.
Biri tablo, diğeri aslında bir peçetelik ama ben kartpostallarımi, müze biletlerini ve saklamak istediğim birkaç özel şeyi daha toparlasın diye masamin üzerine koydum.
Bugün iki kişiye "benim adım Maria" diyecek
kadar yaşiyor gibi yaşadım. Bugün, bir ay önce çektiğim bulutlar videosunu artık kaçıncı kez izlerken, beni orada tutan esas şeyin insan eli değmemiş saf hal olduğunu anladım ve esas olan sat hal madem, madem ki beni bu tutup çekiyor, bir şeyleri bin yıldır ne demeye evirip çeviriyorum anlamadım.
Insan kendisi dişindaki her şeyden daha kolay memnun olabilir.
Bin yil süren tüm bu evirip çevirmelere rağmen,yüzümde, bakışımda, halimde, değişmeyen,degiştiremedigim, belki de degiştirilebilemez bir kilit ifade; kaygı isimli ortak paydada buluşan iki fotoğrafın birinde bir yaşındayım,diğerinde yirmi beş yaşındayım.
Şimdi ikisi de değilim.
Ortalık dağınık gibi geliyor, o da değil.
Bugün, prensipleri olan biri olduğumu
düşünürken, insanlarin bana pek çok şeyi
kolayca yapabildiği gerçeğini nihayet alıp
yuzüme vurdum. Ayıldiğimi umdum. Duygusal yükten kurtulmak istediğim durumlarda tüm suçu üstlenmeyi hep daha pratik buldum,çünkü bir noktada ağır geleceği için taşımayı reddedip birakacağımı biliyorum ama neyleyebilirim ki bu ara işlemedi. Olmadı bu ara ve bu ara dediğim sekiz ay civarı. Ara da degilmiş bu arada.
Biraz ondan biraz bundan derken kendimle
arami yok yere açtiğim aylarin sonunda,
koşarak kendime sarıldığım o an tabii ki geldi ama sonrası yine aynı mesafesizlik. Çok sevdim ve hemen hirpaladım. Hep iyiliğimi düşündüm. Hep iyiliğim için söyledim. Başkası söyleyemez diye ben söyledim.
Ortalık dağınık gibi bir his var içimde.
Değil diyorum.
Fotoğraflara bakıyorum, eşyalara bakiyorum,uzaklaşip