Hangisi daha onurludur usumuzca, acımasız kaderin sapan taşlarına ve oklarına katlanmak mı, yoksa silah kuşanıp karşı koyarak son vermek mi dert yağmuruna...
1937’de yayımlanmış bir kitabın bugün hala bu kadar güçlü bir etki yaratabilmesi beni şaşırttı. Hobbit, tarz olarak bana çok yakın olmasa da okurken insanı kendi dünyasından koparıp bambaşka bir evrene taşıyor. Sanki kendi hislerinden uzaklaşıyor, onların umutlarına, korkularına ve cesaretlerine ortak oluyorsun.
Ben kitaplarda genelde kendimden bir parça bulmayı, ruhuma dokunan bir yön keşfetmeyi severim. Bu kitapta ise farklı bir çağrı var: Kendi iç dünyandan çıkıp onların yolculuğuna dahil oluyorsun. Goblinler, troller, cüceler; Bilbo Baggins’nun beklenmedik cesareti ve Gandalf’ın yol göstericiliğiyle ilerleyen bu serüven, insana vazgeçmemeyi öğretiyor.
Örümceklerle mücadeleleri, kurtlardan kaçışları, kartalların yardımı ve elflerle kurulan bağlar… Her bölümde biraz daha anlıyorsunuz ki yalnız değiller. En çok da birbirlerini bırakmamaları etkiledi beni. Ne olursa olsun birlikte yürümeleri, insanın içini ısıtan bir dayanışma duygusu yaratıyor.
Smaug’un Bard tarafından alt edilmesi sadece bir zafer değil; korkularla yüzleşmenin ve umudu kaybetmemenin simgesi gibi geldi bana. Ve finalde herkesin birlikte savaşmadan başarıya ulaşılamayacağını fark etmesi, hikayenin en güçlü duygusal noktalarından biriydi.
Bu kitap bana şunu hissettirdi: İnsan bazen kendi hayatından uzaklaşıp başka dünyalara sığınmaya ihtiyaç duyuyor. Orada cesareti, dostluğu ve inancı yeniden hatırlıyor. Benim için alışılmışın dışında ama sessizce içine çeken, yormadan düşündüren bir yolculuk oldu.
HobbitJ. R. R. Tolkien · İthaki Yayınları · 202317,2bin okunma
İçimizde daha çokları keyifli bir yemeğe, coşkuya ve şarkılara hazine yığınlarına verdiğinden fazla değer verse bu dünya çok daha neşeli bir yer hâline gelirdi.