Uzaklaşırken dikiz aynasında Looping’e baktım. On metre gitmemi bile beklememişti. İçeri girmiş, kaybolmuştu. Halbuki isterdim, son kez bu adamın yüzünü, kızartma yağından kirlenmiş beyaz gömleği ve pantolonunu görmeyi.
Terk ettiklerimi dikiz aynalarında aramak artık acıtmıyordu beni...
“Ve ben şanslıyım” dedim kendime. Çünkü ne gerçekleştirilebilecek şeyler hayal ettim, ne de rüyasını gördüklerimi gerçekleştirmeye çalıştım. Ben hayal etmek için hayal ettim. Başka bir şey yapamayacağımı bildiğim için. Hayat az çok bir yerlerden tanıdık geldiği için. Zihinsel ölümümse bir hayal olmadı hiçbir zaman. Sadece bedensel ölümümün yerine koydum onu. Tereddüt edemedim ne kadar zorlasam da, gerçekleşmeyeceğinden. Çünkü beynimin bir köşesinde hep bildim, bir gün düşünce santralımın tarafımdan fişinin çekileceğini... Kayra’nın zihni doğar, büyür, bilenir hayat tarafından, sonra da keskin tarafı saplanır artakalanına. O kadar!
Ve bu yazılanlarsa böylesine bir zihinsel intiharın zabıtlarıdır. “Arıcılıkta ilk on adım” kadar yararlı olur belki. Belki de İncil’i olur, zihinlerini öldürmek isteyenlerin!
Hiçbir zaman ümit etmedim. Umutla tanışmadım. Eğer mutsuzluk, istediğini bulamamaktan, hayalini gerçekleştirememekten kaynaklanıyorsa sıradanlaşır. Sadece adı kalır. Güler geçerim sınavlarında başarılı olamadıkları için ağlayan gençlere, sevdikleri terk ettiği için intihar eden kadınlara. Kolay mı bu kadar tanımak mutsuzluğu hayatın karanlığında? En anlaşıldığı noktada başlar bilinmezleri hikâyenin. Kolay mı hayat, daha zengin olamadığı için bir adamın ağlayacağı kadar?