Roman, Prens Rodolphe’un Paris’in varoş mahallelerinde kılık değiştirerek dolaşması ve kötülüğe karşı bireysel bir adalet dağıtması üzerine kuruludur. Rodolphe, hem aristokrat, hem gizli kahraman, hem baba, hem kurtarıcı rolündedir.
Yazar, okuru önce şiddet, suç, sefalet ile yüzleştirir, sonra çarpıcı şekilde gelişen olayların hakkında bir hükme varmasını ister.
Roman epizodik yapıdadır; her bölüm ayrı bir trajedi sahnesi gibi işler. Bu, onu hem halk için erişilebilir kılar hem de metinde verilmek istenen ideolojik ve ahlaki mesajın dolaşımını hızlandırır. Bu açıdan tezli bir romandır. Yazar, yoksulluğu bireysel ahlaksızlığın sonucu olarak değil, toplumsal bir düzenin ürünü olarak sunar. Yazar için suç bireyin değil, toplumsal düzenin çarpıklığının bir sonucudur. Bu fikir, Marx’ın daha sonra kuramsallaştıracağı yapısal sömürü anlayışıyla çarpıcı bir paralellik taşır. Roman 19.yüzyıldaki kent yoksunluğunu görünür kılmak ister. Ancak bu görünürlük, Marx’ın eleştirel perspektifinden bakıldığında, özgürleştirici değil, aksine ideolojik olarak bir işlev görür.
Marx ve Engels’in Kutsal Aile’de ortaya koyduğu eleştiriler doğrultusunda roman, “küçük burjuva sosyalizmi”nin edebi temsillerinden biri olarak değerlendirilebilir. Bu bağlamda Paris’in Esrarı, yoksulluğu teşhir ederken onu devrimci bir bilince değil, yanlış bilince bağlayan bir ideolojik aygıt gibi çalışır.
Marx, Engels ve Gramsci romanın okuyucularındandır ve roman için kıyasıya eleştiriler getirmişlerdir. Marx, Sue'yü sosyalizmi yanlış okumakla, Gramsci ise hegemonyanın algılanış biçimi üzerinden romana eleştiriler getirir.
Marx’ın “yanlış bilinç” kavramı, ezilen sınıfların kendi gerçek çıkarlarını egemen sınıfların düşünce biçimleri aracılığıyla algılamasını ifade eder. Bu durum, sömürünün maddi koşulları