Little Daisy

HOLE
Once I was watching a show where I heard a line that touched deeply my soul. "the one who doesn't have a hole in itself can neither divide nor multiply." Is the emptiness in you a hole that keeps you alive, that make you keep pursuing, that fail you and at the same time carry you further ahead to the shore? I ask myself who am I and I receive a deep silence in response. I ask myself what I have to take with me if I am to die tomorrow and I see nothing but an empty hand. My heart breaks and cracks and I find myself bursting into tears. I feel my heart broken for the opportunities that I haven't taken to learn, to love, to explore. I find my heart broken cause I haven't touched it neither anyone else's. I help other people but fear to look them in the eye. I run from being exposed to their pain. I promise God and myself to change yet the very next morning I find myself repeating the same old habit, scrolling through peoples lives on social media to the infinite. I feel less of a person, I feel miserable and failed. I ask God dear Lord what am I destined to? Whisper to ear dear Lord I ask is there any special gift you have bestowed me one that I haven't discovered yet? Dear Lord I am lost. I am afraid of the time I have lost in sleep, I am afraid that I will come back to you empty handed. Dear Lord you say "I never abandone you, dont despair of my mercy". But dear Lord do you still listen to me to my heart break to the tears rolling down my face to my hopelessness or is it so Dear Lord do you hear me in the silence of the night even though I dont deserve it Dear Lord Do you?
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bir Sarsılma deneyimi
Puan vermedi·176 syf.··
2025 1. kitabı
1931-1989 arası yaşayan Avusturyalı yazarımız Thomas Bernhard'tan okuduğum ilk kitap. Açıkçası zor bir dili var kitabin ve Ali Lidarın da dediği gibi Bernhard okumak had safhada tahammül ve dikkat gerektirir. Dili sarmaldır, kendi içine kapanan bir yapısı vardır metinlerin. Bazen çıldıracak gibi oluyorsunuz, kendinizi boğulmuş hissedebilirsiniz, yer yer çoşmuş yazar ve inanılmaz varoluşçu ve postmodern analizler sunar okuyucuya. Ama yazarın kendisini bulursunuz hikayenin farklı katmanlarında ve karakterlerinde. Garı meşru bir çocuk olup asla babasını tanımayan ve onun eksikliğini çeken Bernhard, annesi tarafından da küçük yaşta evlatlık verilmiştir. Ama romanında annesini öldürmüş, anne figürü yok edilmiş ve karmaşık bir oğul baba ilişkisi görürüz Sarsıntıda. Kitabı okuduğum zaman en çok hissettiğim şey yine Bernhard'ın kendi sözleriyle "sanki beni kendi uçurumuna doğru çektiğini" hissettim. Ülkesi Avusturyaya karşı ve genel olarak insanlara müthiş bir nefret besler rahatsız edici bir derecede ama buna rağmen bir kaç seyahat dışında Starsburgu hiç terk etmemiş ve orada vefat etmiştir. Bu durumu Ali Lidar ne kadar çelişkili ve cevabı olamayan bir soru olarak görse de aslında Sarsıntıyı dikkatli bir şekilde okuduğunuzda bu sorunun cevabını bulursunuz. " Hochgobernitzi seviyorum ve burayı ömür boyu kalınacak bir zindan olarak görüyorum." ilerki sayfalarda da bu hususa biraz daha açıklık getiriyor, "İnsan Şehirlere ilk başta, bir sürü insanı ziyaret etmek için geliyor,...bazılarını tanımıyor ama onları ziyaret etmek zorunda olduğunu düşünüyor ve zaten bu vesileyle şehirlere geliyorlar ve en sonunda bütün dünyaya yayılmaya çalışıyorlar. Fakat sonradan insan şehirlere kimseyi ziyaret etmemek için geliyor, daha iyi saklanabilmek, kendine daha iyi odaklanabilmek için;
SarsıntıThomas Bernhard · Yapı Kredi Yayınları · 20261,086 okunma
Fakat konuşurken hayatın gerçek kabalığını ancak ara sıra fark ediyoruz. konuşurken ölüleri diriltiyor, dirileri öldürüyoruz.
Her şeyin sonu katlanılmazlığa varıyor. İnsan katlanamıyor, ölüyor.
İlgisiz kaldığımızda bu bizim işimize yaramıyor, daima her şeyin içinde hapis durumdayız ve çıkamıyoruz.