Biri beni dinlesin istedim," diyor. "Biri, otursun karşıma, izah beklemeden bütün hayatımı dinlesin istedim. Hayatıma dair ne varsa birinin zihnine kusayım ve kurtulayım istedim.
Sevgilim. Gecenin bir yarısı öldüm ben. Nedenini anlayamadım, sana söylerler mutlaka. Salondaki kanepede, defterim kucağımda, şu yolunu bulamamış öyküyle uğraşırken öldüm. Özür dilerim, öyküyü tamamlayamadığım için. Özür dilerim, yazdığım son cümle bile yarım kaldığı için. Buraya kadarmış, benim son öyküm olmayacakmış. Şundan emin olabilirsin, istemeden öldüm. Ama yine de özür dilerim, seni erken bıraktığım için. Aslına bakarsan, o sevmediğin duygusal yönüm, elimde kalemle öldüğüm için mutlu olmam gerektiğini söylüyor. Üstelik bir de o son sözlerin var geride, "Yarın sabah öp beni," derken gülümsemen var. Bir konuda için rahat olabilir yani: Mutlu öldüm ben, hatta mutluluktan öldüm ben.
Birilerinin hayatından bir anlık neşe, olağanüstü bir tat, görülmesi gerekli bir gösteri, eşine az rastlanır bir duygu olarak gelip geçiyorum. Sonra bir gün duvarlar yıkanıyor ve ben anılardaki yerimi bile koruyamıyorum.
Okuduğum kitaplarda, hatta bazı dergi yazılarında birine adanmış öyküleri, şiirleri gördükçe garip hissederdim kendimi. Nasıl oluyordu bu iş? Acaba bu yazılar önce tamamlanıyor, sonra da filancaya adanmasına mı karar veriliyordu, yoksa tümüyle o kişinin çağrıştırdıklarından yola çıkılarak mı kaleme alınıyordu?
İlk paragrafı okuduktan sonra gözlerimi kapatıp düşünmeye başlıyorum. Hep böyle yaparım. Kimi zaman ilk paragraftan, kimi zaman daha da sabırsız davranıp ilk cümleden sonra nasıl bir dünyaya girmek üzere olduğumu düşünürüm. Her seferinde de ilk paragrafın bana sunduğu karakterleri, atmosferi, cümleleri kısa sürede terk edip yazara yoğunlaşırım. Neden böyle bir giriş yaptı? Bunları yazarken ne düşünüyordu? Giriş bölümünü kaç kere değiştirdi? İlk hali nasıldı? Yoksa bu satırları yazmaya başladığında konunun nereye gideceğini bilmiyor muydu? Yazmaya başlamadan önce havaya girmek için eline boş bir zarf alıp kapağına kocaman bir ünlem işareti koydu mu? Neden kocaman dedim? Ünlem işaretinin boyutunu belirten bir sıfat yok ki ortada. Ama okur benim; boyutlarla, sıfatlarla, renklerle dilediğimce oynayabilirim... Sadece bunlarla değil elbette; yazarın net bir şekilde belirtmek gereksinimi duyduklarının dışında her şeyle oynayabilirim. Bu yaptığımın saçma olduğunu ben de biliyorum ama dört dörtlük okur olmak gibi bir kaygım yok. Böyleyim ben; "bildiğimi okuyorum"...