“Anlayamadım,” dedi Nora.
Bayan Elm okuduğu sayfadan gözlerini ayırmadı. “Anlayamadığın çok şey olacak.”
“Voltaire’in hâlâ yaşadığı hayatı istemiştim.”
“Aslında istemedin.”
“Ne?”
Bayan Elm kitabı bıraktı. “Onu evde tuttuğun hayatı istemiştin. İkisi apayrı şeyler.”
“Öyle mi?”
“Evet. Kesinlikle. Onun hâlâ yaşadığı hayatı istemiş olsan, hayır demek zorunda kalacaktım.”
“Niye ki?”
“Çünkü öyle bir hayat yok.”
“Ben her türden yaşamın olduğunu sanmıştım.”
“Olası bütün hayatlar. Anlaşılan o ki, Voltaire’de ağır bir...” Bayan Elm kitaptan dikkatle okudu. “Bir ‘restriktif kardiyomiyopati’ varmış, durumu ciddiymiş, doğuştan, kalbi yüzünden genç yaşta öleceği zaten belliymiş.”
“Ama araba çarpmıştı.”
“Yolda ölmekle araba kazasında ölmek, birbirinden farklı şeylerdir, Nora. Voltaire senin kök yaşamında diğer bütün hayatlarından daha uzun yaşadı. Az önce gittiğin, iki saat önce öldüğü hayat dışında. Önceki birkaç yılı çok zor geçmişti ama senin ona baktığın bir yıl boyunca hayatının en güzel dönemini yaşadı. İnan bana, Voltaire’in bundan çok daha kötü yaşamları da oldu.”
...I'm still here, and I'm grateful, because otherwise I would be missing this. Sometimes it's good to be awake.
"So not today," I sing. "Because she smiled at me."
...Fakat aklına bütün gelen, Gont'a çıkabildiği, Ged'le konuşabildiği, onunla kalabildiği için Kızılağaç'a duyduğu ıstırap yüklü kıskançlıktı. İşte bu yüzden kendini yalnız hissediyordu. Efendisi olduğunu söylediği adam, herkesten çok sevdiği adam onun yaklaşmasına izin vermiyor, ona gelmiyordu.