“O kadar da sevgi dolu ve hassas olduğunu sanmıyorum. Sizi nasıl sevdiğine bir bakın! Sizi baştan çıkarıp zinaya sürüklemeye çalışıyor.”Breuer başını salladı. “Hayır, bu öyle birşey... “Nietzsche onun sözünü kesti. “Evet, evet!Bunu inkâr edemezsiniz. Buna baştan çıkarmak denir. Yürüyemiyormuş gibi yapıp size yaslanıyor. Başını sizin kucağınızadayıyor, dudaklarını erkekliğinize yaklaştırıyor.Evliliğinizi mahvetmeye çalışıyor. Sizin çocuğunuzu taşıdığını söyleyerek sizi herkesekarşı küçük düşürüyor! Bu mu sevgi! Aman,böyle bir sevgi benden uzak dursun!”
Acınızın bu kısmı gizlenmiş bir hınçtan kaynaklanıyor. Sizi tutan bir şey var, bir korku, bir zaaf, öfkenizi ifade etmenizi engelliyor. Bunun yerine yufka yürekliliğinizden gurur duyuyorsunuz. Zorunlulukla yaptığınız şeyleri erdeme dönüştürmeye çalışıyorsunuz.Duygularınızı derinlere gömüyor ve sonra da hınç hissedemediğiniz için kendinizi azizlere benzetiyorsunuz. Anlayışla yaklaşan doktor rolünü unutuyorsunuz; siz o rolün kendisi oluyorsunuz, kendinizi öfkelenemeyecek kadar iyi birisi gibi görüyorsunuz. Josef, küçük bir intikam iyi bir şeydir. Bastırılmış hınç insanı hasta eder!”
“Evrensel bakış her zaman trajedinin etkisinidağıtır. Yeterince yükseğe tırmanabilirsek, otrajedinin artık trajik görünmediği bir yüksekliğede erişebiliriz.”
ilgili hayallerin bana gönderilmesine karar verenadam, akıl gücünden pek etkileneceğebenzemiyor.”“Ama mutlaka” dedi Nietzsche sıkılmışyumruklarını sallayarak, “aklınıza taktığınızşeylerden hiçbirinin gerçeklikle ilgisi olmadığınıanlamak zorundasınız! Bertha hayaliniz ve onuçevreleyen sevgi ve çekicilik halesi, bunlar varolmayan şeyler. Bu zavallı hayaller gerçekliğinparçası değil. Gördüğümüz şeyler görelidir,bildiğimiz şeyler de. Yaşadığımız şeyleri bizicat ederiz. Dolayısıyla icat ettiğimiz şeyi yokedebiliriz.”
“Saplantıma doğrudan saldırarak! Benimahvediyor. Bütün yaşamımı tüketiyor. Şimdikianı yaşamıyorum. Ya geçmişte ya da aslaolamayacak bir gelecekte yaşıyorum.”
Saplantının arkasındaöncelikle Existenz ile ilgili korkular olduğu belli.Bu korkularla ilgili açık açık konuştuğumuzda,o saplantının daha güçlendiği de belli. Busaplantınızın, yaşamla ilgili derin gerçeklerdendikkatinizi saptırmak için nasıl çabaladığınıgörmüyor musunuz? Korkularınızı atmak içinbildiğiniz tek çare bu.”
Çektiğim acının adına kıskançlık denemezdi; çünkü Blanche’ı kıskanmaya değmezdi. Benim kıskançlığımı uyandırabilecek düzeyde değildi o. Sözlerimin birbirini tutmayışını bağışlayın, ama dediklerim içtendir. Blanche göz alıcı bir şeydi, ama “has” değildi. Görünüş bakımından güzeldi, birçok parlak yetenekleri vardı; gene de ruhu yoksul, gönlü yaradılıştan çoraktı. Gönlünün toprağında kendiliğinden bitmiş hiçbir çiçek açmıyor, hiçbir dal zorlamadan meyve vermiyordu. İyi yürekli olmadığı gibi gerçekten zeki de değildi; kitaplarda okuduğu ağdalı cümleleri yineliyordu, hiçbir konuda kendiliğinden bir görüşü yoktu. Çok duygulu olduğunu ileri sürüyor, aslında anlayış, acıma nedir bilmiyordu. Sevecenlik, dürüstlük, bağlılık diye bir şey yoktu onda.