69. Çünkü onlar atalarını yanlış yol üzerinde buldular.
70. Ne var ki, kendileri de onların izlerinde koşmaya can atıyorlar.
TEFSİRİ :Müşrikleri böyle feci bir âkıbete sürükleyen sebep, babalarını sapık bir yolda buldukları halde, bunun doğru mu yanlış mı olduğunu düşünmeden, canla başla onların izlerini takip etmeleridir. Halbuki Peygamberimiz (a.s.), onlara yanlış yolda olduklarını ısrarla hatırlatmakta, böyle devam ettikleri takdirde âkıbetlerinin hiç de iyi olmayacağı konusunda onları uyarmaktaydı. O halde insan, aklını kullanarak doğruyu bulmalı, bunun için mutlaka vahyin sesine kulak vermeli; birisine olan sevgi, saygı ve bağlılığı, kendisini körü körüne yanlış bir yola sevk edip de âhiretini mahvetmemelidir.
50. Cennet ehli, bu halde otururken birbirlerine yönelir, candan bir sohbete dalarlar.
51. İçlerinden biri şöyle anlatır: “Sahi, benim çok yakın bir arkadaşım vardı.”
52. “Yanıma gelir, iğneli iğneli: «Sen de mi» derdi, «yeniden dirileceğimize inanıyorsun?»”
53. “«Biz ölüp de toprak ve çürümüş kemik yığınına dönüştükten sonra, yani biz o halde iken mi diriltilip hesaba çekileceğiz?» diyerek âhireti inkâr ederdi.”
54. Sonra: “O zâlimin şimdi ne halde olduğunu görmek ister misiniz?” der.
55. Derken bakar da, onu kızgın alevli cehennemin tam ortasında görür.
56. Ona şöyle seslenir: “Allah’a yemin olsun ki, neredeyse beni de içine düştüğün o helâke sürükleyecektin.”
57. “Eğer Rabbimin lutf u inâyeti yetişmeseydi, şimdi ben de elbette eli kolu bağlanıp cehenneme atılanlardan olacaktım.”
Kendilerine “Lâ ilâhe illallah” yani Allah’tan başka ilâh olmadığı söylendiğinde büyüklük taslayıp bu inancı kabule yanaşmıyorlardı. Çünkü kelime-i tevhid, kuru bir sözden ibaret olmayıp, onu kabullendiğinde hayat tarzını buna göre tümüyle değiştirmesi gerekmekteydi.
Mahşer yerinden nakledilen bu manzaranın hedefi, toplumların hem idârecilerini hem de onların peşinden gidenleri uyarmaktır. İdareciler ve fikir önderleri, yarın böyle bir suçlamayla karşı karşıya kalacaklarını düşünerek insanları yanlış yollara sürükleyecek uygulamalardan kaçınmalıdır. Tâbi olanlar da başkalarının güdümüne girmeden, onurlu ve haysiyetli bir şahsiyet sergileyerek, Allah’ın huzurunda sorumlu olacakları inanç ve amel hususlarında kendi iradeleriyle hür ve şuurlu bir şekilde karar verebilmelidirler.