Hâsılı Kur’an, imtihan sahasında başarılı ile başarısızı, hidâyete erenle sapıklıkta kalanı, ebedi rahmete erenle azaba mahkûm olanı birbirinden ayıran emsalsiz bir ayıraçtır. Kur’an’ın bu furkân vasfı kıyamete kadar devam edecek; bütün insanlığı tek Allah’a inanıp kulluk yapmaya çağıracaktır
Hz. Mevlânâ da bir temsille ruh-beden ilişkisini anlatarak insanın fâniliğine şöyle dikkat çeker:
“Bahar mevsimi gelince, yeşillikler:
«- Biz kendiliğimizden yeşerdik, sevinçliyiz, gülüyoruz, pek güzeliz» derler. Yaz mevsimi onlara der ki:
«- Ey varlıklar, ben geçip gidince halinizi görürsünüz.»
Beden de güzelliği ile övünür, nazlanır durur. Çünkü onda gücünü kuvvetini, kolunu kanadını gizlemiştir. Rûh bedene seslenir de der ki:
«- Sen de kim oluyorsun? Ey süprüntülük, bir iki gün benim ışığımla dirilip yaşadın. Halbuki işven, nazın cihana sığmıyor. Dur hele senden bir ayrılayım, halini o zaman gör. Ey güzel varlık, senin için yanıp tutuşanlar, sen ölünce çabucak senin mezarını kazarlar. Bir an önce seni evinden atarlar. Sonra, seni yılanlara, karıncalara gıda olmak için toprağa gömerler. Sen hayatta iken, evinde, çok defa senin önünde ölüme râzı olan yok mu? İşte o, cesedinin pis kokusundan burnunu tıkar.»” (Mevlânâ, Mesnevî, 3265-3271. beyitler)