Tel örgülerin dibinde
bitiveren
o kırmızı
kadifeden
gelincik
bunları bilir
bir hapishane
avlusunda
sararmış taşların arasında
ya Pire’dedir
ya Ankara’da.
‘mistıke mu erota ah erota
Bilmiyorum kimdi söyleyen
yorgo da olabilir
hasan
da
Ege’de
kan
bulaşırsa
taflana
zeytin dalına
ve
bu şarkıya.
'mistıke mu erota ah erota.'
sandıklara
kaldırılmış
asker resimlerini
düşünün
yıkılmış evleri
yıkılmış aşkları
düşünün
sahipsiz mektupları
gidip de geri gelen.
‘mistıke mu erota ah erota.’
Yağmurlu bir gece yarısı
soyunup çırılçıplak
kırık yıldızların
battığı
kara
bir denize koşar gibi
dinledim
bu şarkıyı
yağmurlu bir gece yarısı
balıkçıların
hiç bulamadığı.
‘mistıke mu erota ah erota.’ *çakıl taşlarıyla
kırık ikonaları
kırık testileri ve kırık
ayçaları
topluyor
kırık acıları.
Aynı gökyüzü aynı keder
değişen bir şey yok ki
gidip
yağmurlara durayım.
söylenmemiş sahipsiz
bir şarkıyım
belki
sararmış
eski resimlerde kalırım
belki esmer bir çocuğun dilinde.
bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti
değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.
Aynı gökyüzü aynı keder.
Kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim
sessiz akan bir ırmağım
geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım
git
dersen
kuşlar da dönmez, güz kuşları
yanıma kiraz hevenkleri alırım
ve seninle yaşadığım
o iyi günleri,
kötü
günleri bırakırım.