"Ben bitmiş bir insanım.Ne babam ne annem ne kardeşim
ne karım ne çocuğum ne de Tanrım var."
Bir suskunluğun ardından ekledi. "Tek sahip olduğum şey
kafiye."
Sonra başını dolunayın soluk çehresinin ışıldadığı gökyü-
züne kaldırarak sesine tumturaklı bir vurgu kattı:
Aradığım yer bu çapraşık meselenin çözümünüSoluk bir yıldızın gezindiği karanlık ve boş gökyüzü.
"Aynı zamanda umutsuzlukların korkunç kederini de hissedeceksiniz. Belirsizlikler içinde kaybolmuş, boğulmuş halde çırpınıp duracaksınız. Dört bir yana, 'İmdat!' diye bağıracaksınız ve kimse cevap vermeyecek. Kollarınızı uzatacak, yardım almak, sevilmek, avutulmak, kurtarılmak için sesleneceksiniz ve kimse gelmeyecek.
Neden böyle acı çekiyoruz? Kuşkusuz ruhun icaplarına göre yaşamaktan çok maddenin icaplarına göre yaşamak için doğduğumuzdan; ama düşünülürse, gelişmiş zekamızın durumu ile hayatınızın değişmez koşullan arasında bir orantısızlık oluşmuş.
Sıradan insanlara bir bakın: Başlarına büyük felaketler gelmedikçe kendilerini mutlu sayıyorlar, ortak mutsuzluk onları etkilemiyor. Hayvanlar da bunu hissetmiyor."
"Sevgili dostum, benim için aşık bir erkek canlı nüfusundan dışlanır. Budalalaşır; yalnızca budalalaşmakla kalmaz, tehlikeli bir hale de gelir. Beni aşkla seven ya da öyle olduğunu iddia eden insanlarla her türlü yakın ilişkimi keserim, çünkü öncelikle canımı sıkarlar, ikincisi de tıpkı kriz geçirebilecek kuduz köpek misali, bende güven uyandırmazlar. Dolayısıyla hastalıkları geçene kadar onları manevi karantinaya alınm. Bunu hiç unutmayın. Çok iyi biliyorum ki aşk sizin için bir tür heves sadece, oysaki benim için tersine, insanların mezhebine dahil olmayan bir tür. .. bir tür. .. ruhsal birleşme. Siz aşk sözünü kelimenin gerçek anlamıyla anlıyorsunuz, ben ise ruhsal anlamda.
Ama ... karşıdan iyice bir bakın bana ... "
Bir bilseniz ne kadar hoş, kendine has ve zekidir! Bohem
biridir mesela, gerçek bir bohem. Kocası onu bu yüzden pek sevmiyor. Sadece kusurlarını görüp, üstün taraflarını takdir etmiyor.