yanlış anlasınlar diye yanlış sözler söyledim.
ben de anlamadım her gece kurşuna dizdiğim hayatımı nasıl ve nerede kaybettiğimi.
can sıkmasından ve kahretmesinden daha beter olanın anlamsızlık olduğunu haykırdığımda rüyamda bağıran da bendim.
yani yaşamak yavaş yavaş kayıp giderken ellerimizden,
başlarken ve sona ererken yaptığım bütün cazip hataları,
kafası hiç karışmayan zebellah zihinli tüccarlara zorla ödünç verdim.
konuştukça başımızı öne eğecek ne çok şey var diyordum yakın arkadaşlarıma.
kuyumcuların her şehirde birbirine benzeyen yüzlerini anlattım onlara.
birbirine benzeyen, birbirinden habersiz.
tuzağına düşmek için aşkın, bütün dağları dolaştığımı,
altını eşelemediğim çakıl taşı kalmadığını,
dinlemediklerine bildiğim halde suça davet ettim.
yanlış anlasınlar diye yanlış sözler söyledim.
savaşın ortasındayız ve nargile içerek üzülüyorlar çocuklara.
iddialı sözlerden, yırtık pırtık olmuş sandalyelerde terimi rüzgarla soğutuyorum.
ne zor zamanlar geçirdik, şimdi her şey biraz daha kötü.
ve onlar da kararsız kaldığı için yoksul olduğunu anladığımız,
henüz büyük hileler yapmayı bilmeyenlerin biraz daha çekingen kalmasına çabalıyorum.
çabalıyorum ki insanlarla "anlaşmak alçaklıktır" sözlerine fazlasıyla düşman kazanmayayım.
çünkü düşmanlarımız artık bizi öldürmek yerine sadece yaralıyor.
sağ bırakan bir yara aşktan sayılmazken üstelik."
Epeydir elimde “Şairin Romanı” adlı kitap var. Bitmesini istemiyorum , korkuyorum boşluğa düşeceğim diye. Çünkü ilk kez bir kitabı okurken keşke kapısı olsa da müsaade isteyip içeri girsem dedim. Çok güzel cümlelerle tanıştığım bir zaman dilimindeyim ve Murathan Mungan , en iyisi mi bilmiyorum ama çok büyük yazar onu biliyorum işte. Kitapla çok ciddi bir duygusal bağım var, daha önce hiçbir şey böyle hissettirmedi .