Kendimle, yaşamla hem kavgalı hem düşünceli olduğum hatta çokça düşünceli olduğum bir zaman diliminde tanıştım bu harikulade eserle. Hakkını vere vere okumaya anlamaya üzerinde düşünmeye çalıştım. 69 sayfadan oluşması çabuk bitecek bir kitap izlenimi verebilir lakin okumaya koyulduğum vakit bu durumun böyle olmayacağını daha ilk sayfalarda anladım. Çünkü alelade yazılmış cümleler değil , ciddi bir dava şuuru ve bir dert tasviri var ortada. Yazar hakikati anlatma derdini öyle bir önemsemiş ki nerdeyse kitap boyunca çok az altını çizmediğim cümle var. Sarsıldım yer yer, bazı cümlelerde de inancımla ne kadar da müsemma olmadığımı farkedip ben ne zaman bir şeye tutkuyla sarıldım diye bir sorgulamaya tabi tuttum kendimi. Çünkü yazarın düşüncelerinin yanında davasına olan tutkusunun dile getirişini iyi bir lisanla ya da üslupla anlamış oluyoruz aslında. Dediği gibi “Düşüncede diriliş olmaksızın inançta diriliş gelişemez.İnanışta diriliş olmaksızın da duyuşta , duyarlıkta, yani sanat ve edebiyatta diriliş başlayamaz.”
Eylemlerimizde hakikati ve şuuru baz alarak topluma faydalı olacak bireyler olabilmeyi nasip eylesin gerçeğin sahibi.