Maveline ✮⋆˙

Maveline ✮⋆˙
@Maveline
. ⋆༺𓆩︎︎𓆪༻⋆ 𝑇ℎ𝑒𝑦’𝑙𝑙 𝑏𝑒 𝑐𝑎𝑙𝑙𝑖𝑛𝑔 𝑚𝑒 𝑟𝑜𝑦𝑎𝑙𝑡𝑦 -`♡´-
3/10
·432 syf.··
2025 80. kitabı
Külden Reverans, üç kitaplık serinin final kitabı ve bu kez üçlü arkadaş grubunun son kızının, yani Güz’ün hikâyesini okuyoruz. Serinin son kitabı olmasına rağmen bende yarattığı his ne yazık ki “tamamlandı” değil, “bitsin de kapatalım” oldu. Kitap genel olarak çok olaysız, tek düze ve ilerlemeyen bir yapıya sahipti. Final kitabından beklentim daha güçlü bir duygu, daha anlamlı bir kapanışken, bunun yerine fazlasıyla boşlukta kalan bir hikâye okudum. En büyük problem bence yazım diliydi. Kitap Türkçe yazılmış olmasına rağmen kötü çevrilmiş bir yabancı roman hissi veriyor. Cümleler akmıyor, diyaloglar inanılmaz yapmacık ve kimse gerçek bir insan gibi konuşmuyor. Herkes sanki aynı kalıptan çıkmış, yapay ve fazla “düzgün”. Karakter isimleri bile bu yapaylığı destekler gibiydi; okurken ciddiye almakta zorlandım. Diyaloglar özellikle çok rahatsız ediciydi, resmen herkes ChatGPT gibi konuşuyordu. Konu da ne yazık ki oldukça basit ve klişeydi. Güz’ün annesine destek olmak için kafede çalışması, bale yapması ve kafedeki bir çalışanla sevgili olması gibi bildik bir romantik kurgu var ama işlenişi hiç samimi değil. Erkek karakter tamamen kendini Güz’e adamış, kişiliği neredeyse yok. Güz ise sürekli gereksiz trip atan, en ufak şeyden sorun çıkaran bir karakter. Özellikle market sahnesi beni aşırı sinirlendirdi: Kız çilek istiyor, çikolatayı diyet yüzünden istemediğini söylüyor; adam sürpriz yapıp çikolata da alıyor ve Güz mutlu olmak yerine olay çıkarıyor. Bu noktada empati kurmak benim için imkânsızdı. Genel olarak Külden Reverans, hem dili hem karakterleri hem de anlatımıyla beni fazlasıyla yoran bir kitap oldu. Klişe romantik hikâyeler seviyorsanız belki size hitap edebilir ama doğal diyaloglar, gerçekçi karakterler ve güçlü bir final bekliyorsanız hayal kırıklığı yaşamanız
Külden ReveransAdora Yağmur · İndigo Kitap · 2025306 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Tamamen vakit kaybı
1/10
·400 syf.··
2024 77. kitabı
Selam, bugün size tamamen zaman kaybı olduğunu düşündüğüm bir kitaptan bahsedeceğim. Bu kitabı aslında 3 yıl önce okumuştum ve daha 5. sınıf olmama rağmen kitaptan nefret etmiş ve karakterlerin saçma salak davranışlarından dolayı okurken sinir krizleri geçirmiştim. Yorumlara baktım ve kitabı seven ve yüksek puan veren bu kadar çok kişinin olmasına çok şaşırdım açıkçası. Tamam, zevkler ve renkler kesinlikle tartışılmaz ama bu kitabın gerçekten hiçbir açıdan bir değeri yok. Kitabın konusuna gelelim. Büyük bir inşaat firmasının sahibinin kızı olan Nehir, bir trafik kazası geçirip sakat kalıyor, bir daha yürüyemiyor. Bir de Bora var tabii ki de kaslı yakışıklı ve en önemlisi zengin erkek karakterimiz. Nehir’in babasının şirketi batmasın diye bunlar şirketleri birleştiriyorlar ve Bora ve Nehir’i evlendiriyorlar. Bora çapkın, her gün başka bir kadınla ilişki yaşayan biri ve Nehir’e hiç saygı duymuyor, sürekli “çocuk, ufaklık” gibi kelimeler kullanıyor ve kızı engelli olduğu için sürekli aşağılıyor. Kız da o kadar salak ki hiçbir karşılık vermiyor, daha doğrusu veriyor da, sanki ilkokuldaymış gibi sözlerle:) İlkokul çocuğu şu ikisinden daha olgundur yani. Evlendikten sonra da Bora Nehir’e sürekli yasaklar koyuyor, kısıtlıyor, hiçbir şeyine saygı duymuyor. Örneğin kitapta geçen bir diyalog: “Amacın ne?” “Eğlenmek.” “Sen eğlenmeyeceksin Nehir. Sana eğlenmek yasak. Sana odadan çıkmak yasak!” Yorum yapmak bile istemiyorum. Kız da hiçbir şey yapmıyor, sanki hoşuna gidiyormuş ama ondan nefret ediyormuş gibi davranmak zorundaymış gibi. Hatta buraya kitapta geçen bir cümleyi daha bırakayım. “O zaman iyi dinle küçük, bu evliliğin muhtaç olan tarafı sensin. Babanın şirketi batmasın diye benimle evlendin, bu yüzden bu evlilikte Bora Karahanlı kuralları geçer güzelim! Bir, sen benim
SınırBeyza Alkoç · İndigo Kitap · 20186,9bin okunma
Puan vermedi·316 syf.··
2025 69. kitabı
Osmanlı döneminde bir subayın savaşlarla dolu hayat hikayesini anlatan ve beni birçok açıdan etkileyen bir kitaptan bahsedeceğim… Kitap hem anı hem roman şeklinde yazılmış. Kitabı okurken, bir subayın gözünden hem Osmanlı’nın son dönemine hem de Kurtuluş Savaşı yıllarına tanıklık etmek beni çok etkiledi. O dönemin olaylarını çoğunlukla Atatürk’ün anılarından ya da genel tarih kitaplarından öğrendiğimiz için, bu roman farklı bir bakış açısından dönemi görmek açısından çok faydalıydı. Selahattin’in çocukluğundan itibaren yaşadığı zorluklar, asker olma süreci ve cephedeki anıları, o dönemin ruhunu çok canlı bir şekilde hissettirdi. Özellikle onun sadece bir asker değil, aynı zamanda duyguları olan, düşünen ve sorgulayan bir insan olarak anlatılması kitabı daha samimi kılmış. Bazı yerlerde savaşın acı yönleri ağır gelse de yazarın sade dili ve olayları içten anlatışı sayesinde kitap bir tarih belgesinden çok, yaşanmış bir hayat hikayesi gibi geldi bana. Özellikle askerlerin yaşadığı zorlukları, imkansızlıklara rağmen mücadele etmelerini detaylı bir şekilde okurken o çaresizliği, kararlılığı ve vatan sevgisi duygusunu sonuna kadar hissettim. Savaşın yanı sıra, dönemin Osmanlı halkının yaşamına, düşüncelerine ve zorluklarına da değinilmesi kitabı daha gerçekçi ve dolu hale getirmişti. “Yüzbaşı Selahattin’in Romanı”, sadece bir savaş hikâyesi değil; aynı zamanda bir insanın büyüme, olgunlaşma ve vatan sevgisini anlamlandırma hikayesiydi. Bu roman, bana hem vatan sevgisinin hem de insan olmanın ne kadar zor ama anlamlı bir şey olduğunu hatırlattı. Kitabı okumamı sağlayan @u_may okumaya ve düşünmeye teşvik eden bu etkinlik için teşekkür ederim:)
Yüzbaşı Selahattin'in Romanı - 1. Kitapİlhan Selçuk · Çağdaş Yayınları · 199668 okunma
Puan vermedi·472 syf.··
2025 57. kitabı
Selam! Safir ve Milas’ın incelemesiyle geldim, iki kitaba birden yorum yapacağım. İlk kitabı yani Safir’i okuduğumda bazı mantık hatalarına rağmen sevmiştim, sadece ana karakter fazla depresifti ve bir yerden sonra bu sizi sıkmaya başlıyor. İstemsizce o ruh haline giriyorsunuz yani. Hayır kızın da mükemmel bir hayatı var anlamıyorum bu zengin triplerini. Tamam babasının kurallarıyla yetişmiş, kendini tanıyamamış falan dedik ama fazla abartılmış bence. Arada Safir’in günlüğünden yerler görmemiz güzeldi ama. İkinci kitaba yani Milas’a gelecek olursak da, ilk kitap sadece texting olmasına rağmen ikinciyi daha kısa sürede bitirdim, daha akıcıydı bence. En asından ilk 200 sayfa. Ama yine birçok şey mantıksızdı. Yine Safir’in her şeyi gereksiz dramatize etmesini okuyoruz bu kitapta da. İnternetten tanıştığı ve daha önce hiç görmediği adamın bazı şeyleri yalan çıktı diye kız dünyanın sonu gelmiş gibi davranıyor. Çoğu konuşmada da gereksiz edebiyat yapıyorlar, diyaloglar gerçekçi değildi. Örneğin Safir resim atölyesinde otururken yanındaki kızlar Milas hakkında konuşuyor ve Safir, Milas hakkında bazı şeyler öğreniyor. Tabi kız yeniden hayal kırıklığına uğruyor ama Milas’ın yanına gittiğinde asla hesap sormuyor, açıklama falan beklemiyor. Sadece saçma sapan edebiyat yapıyorlar. Kitabı okurken sürekli “biraz da olaylar hakkında mı konuşsanız acaba?” diye konuştum karakterlerle jsksjsksjkskd. Bütün kitapta Safir’in gereksiz dramalarını okumaktan da çok sıkıldım. Yani hem bu kitapta hem başka kitaplarda başkalarının başına çok daha kötü şeyler gelmesine rağmen bu kadar abartmıyorlar. Milas zaten açıklama bile yapmıyor. Takıldığım bir yer de rochelle ailesinin isimleri. Tamam babası zaten Fransız ama annenin ismi yakut, kızın adı Safir, kardeşinin adı kuvars… yani saçma ve yapmacık
MilasCemal Latifoğlu · Athica Yayınları · 2025126 okunma
10/10
·320 syf.··
2025 46. kitabı
“Bir zamanların ismi unutulmuş meşhur bir halk ozanı vardı. Anlattığı hikayelerin ucu bucağı yoktu ve öyle hikayelerdi ki bunlar, onu dinleyenler işittiklerinin tek bir kelimesini bile hiç unutmazdı. Genç ozan, elinde eski lavtasıyla diyar diyar gezer, bir köyden duyduğunu öteki köye götürür, bir kasabadan dinlediğini öteki kasabaya ulaştırırdı. Ancak bazen öyle öykülere denk gelirdi ki bunları öğrendiği gibi başka kimselere anlatmamaya yemin ederdi. Zihninde hapsolmuş bu öyküler, bazen uyumadına bile mâni olurdu. O da bu yükten kurtulmak için kendince bir yöntem geliştirdi. Ölümlü kulaklara ulaşmaması gereken sonsuz hikayelerini ölümsüz olanlara anlattı. Ozan, yalnızca sırtını doğrultabilmek ve yükünü hafifletmek adına ölümsüzlere güvendi ama ölümsüzler, ona ihanet etti.” Selam, çok sevdiğim bir yazarın çok sevdiğim bir kitabıyla geldim. Öncelikle kitap ayrı ayrı kısa öykülerden oluşuyor. Öykülerin hepsi eşsiz ve çok güzeldi, bazılarıysa bağlantılıydı, birinde gördüğümüz karakteri bir başkasında da görebiliyoruz ve bu benim çok hoşuma gitti. Hikayelerin bazıları içinizi ısıtıyor, bazıları da ağlatıyor, ama genel olarak hepsi kalp kırıcıydı… Kitapta gizli ve herkesin farklı yorumlayabileceği detaylar var. Öyküler de herkeste farklı hisler uyandırıyor. Kitap sanki 2000’lerde değil de 1800’lü yıllarda yazılmış gibi. Ayrıca yazım dili de mükemmel, arada ağır betimlemeler var ama akıcı. Yine de kitabı anlamak için bence yavaş yavaş okunmalı. Benim için 10/10’luk bir kitap, kesinlikle bir şans verin derim!
Unutulmuş Büyüler ve Terk Edilmiş ÖykülerD. N. Archeron · Guardian Yayınları · 2025623 okunma