Sorunun cevabından daha kıymetli bir şey varsa o da soruya nereden baktığımız.
İnsan hep bilmediği hakkında çok konuşur ve insan hep sahip olduklarının nankörüdür ya biraz öyleli bu mesele. Batının bizi kıskanmasına yoracak gerçek sebepler apaçık ve gözümüzün önündeyken bunları sıradan buluyor ve anlamıyoruz.
Mesela...
Yengemize neden yenge deriz de onlar bunu bilmez, düğünlerimiz neden kalabalıktır ve onlar bunu bilmez, namaz kılmakta neden zorlanır da oruç tutmayı severiz mesela ve onlar bunu bilmez, kavgalarımız neden savaş gibidir de barışmamız saniye sürmez ve onlar bunu bilmez... neyse biz de bilmeyelim;
Tarihten utanalım, çocuklarımıza tarihten bize kalanları değil de uyduruk çizgi karakterlerini sevdirelim.
Simit ayrandan utanalım, kahve içmeden ayılamayalım; börk giymeyelim, yazma/tülbent örtmeyelim; batının bize sunduğu rengarenk, transparan ve davetkar kıyafetlerine yapalım tüm yatırımımızı.
Akraba ziyaretlerinden kaçalım, 1+1den seyredelim hayatı; kırda bozkırda peynir ekmekten ar edip alışveriş merkezlerinde en iyi burgeri yarıştıralım. Dayımın kızı, amcamın oğlu değil kuzenimiz olsun. Sevdasından lal kesildiğimiz aşklarımız değil puanladığımız tek geceliklerimiz olsun.
Kütüphaneye, sinemaya gittiğimiz, felsefeyi edebiyatı tartıştığımız, eleştirerek ayağa kaldıran dostlarımız olmasın. Yoklukta iş atarız diye karşı cinsten ve düşmemizi bekleyen hemcinsten düşmanı dost belleyelim.
Sabahlara kadar savaş stratejisi üretecek değiliz ya, olduk olası okumayı da sevmeyiz zaten, o halde yaşasın hangover.
Atalarımızın, çocukları 8/10 yaşlarındayken yaptıkları evlilik anlaşmalarını cahilce bulup çocuklarımızın masumiyetini lise sıralarında öldürmeleriyle övünelim.
Annelerimizin babalarımızın disiplinine karşı gelip kapital hiyerarşiye boyun bükelim.
İşte, ancak ve