Doğanın hep neşeyle parlayan yüzünü görüyoruz, sıkça etrafımızdaki yiyecek bolluğuna tanık oluyoruz. Etrafımızda avarelikle şakıyan kuşların çoğunlukla böcek ya da tohumlarla beslendiğini ve böylece yaşam tükettiğini görmüyor veya unutuyoruz ya da bu ötücülerin kendilerinin, yumurtalarının ya da yavrularının diğer kuşlar ve yırtıcılar tarafından ne denli büyük oranda yok edildiğini de unutmaktayız. Şimdi aşırı miktarda bol olan besinlerin her yıl her mevsimde bol olmadığını da her zaman akılda tutmuyoruz.
Doğal seçilim, ileride göreceğimiz gibi, hep var olan ve her an işlemeye hazır bir güçtür ve tıpkı Doğa’nın ürünlerinin Sanat’ınkilerden üstün olması gibi, insanın zayıf ve titrek çabalarının da katbekat üstündedir.
Belki de tüm sorunu doğru biçimde ele almanın yolu, ne çeşit olursa olsun, herhangi bir özelliğin kalıtımını kural olarak kabul etmek, kalıtılmamasına ise anormal durum olarak bakmaktır.
Koşullardaki değişiklikler, kati değişkenlikten çok daha yaygın biçimde müphem değişikliklere neden olmaktadır ve bunlar evcil ırklarımızın oluşmasında muhtemelen daha fazla rol oynamıştır:
Eğer aynı etkin neden çok sayıda kuşak boyunca pekçok bireye tekdüze biçimde etki etseydi bu bireylerinin tamamı muhtemelen aynı biçimde değişim gösterirdi.