‘Ünlü bir attın sen, Gülsarı. Benim dostumdun, Gülsarı. Seni her zaman anımsayacağım , Gülsarı...’
Gülsarı sahibi Tanabay’ı , onun içindeki sevgiyi, arkadaslığı, yaşam biçimini , acılarını, aşkını bize sunan aracı güzel at. Her ne kadar kitabın konusu atlarla ilgili olsa da Tanabay ve Tanabay gibi nicelerin yaşam biçimini öyle güzel sunmuş ki yazar. O zamanları, zorluğu, kıtlığı, Kırgız halkını ve geleneklerini daha geniş kapsamlı olarak ve bizide içine alarak çok güzel sunmuş Aytmatov. Kitabı okumama vesile olan atlara karşı olan ilgim oldu. Ne çok şey öğrendim... Bana farklı bir bakış açısı kattı. Kitapta atların bakımı , rahvan atlar( binek , koşu atları) iğdiş ve bukağı gibi çoğu kelimeler. Birde Gülsarı nın ; o güzel atın gözünden bizi yansıtıyor yazarımız. Öyle güzel yansıtıyor ki durup bir daha düşünmek gerekiyor insanlığımız üzerine. Söz konusu kendi çıkarlarımız olduğunda canlı veya cansız dilsiz çoğu varlığın üzerinde hakim kılıyoruz kendimizi. Atların sadık olduğu ve onların sahibine sevgisi bildiğimiz bir gerçek. Burda Gülsarı nın defalarca sahibine geri dönüşüne, onun hislerine ortak olmasına şahit oluyoruz. Öyle ki o an keşke Gülsarı da sizi duysa istiyorsunuz. Ve maalesef atlara yapılan bazı işlemler, onları sadece yarış vs gibi durumlarda kullanmak, sürekli kullanmak... Peki sevmek, o güzel yüzlerine bir kere bile dokunmak, onlarla konuşmak... Onlar ki en güzel dinleyiciler...
Ayrıca kitapta hayvancılığın zorluğuna çok güzel değiniliyor. Çoğumuz çobancılığın işleyişini zorluğunu bilmeyiz. Ama kitapta çok güzel değinilmiş. O soğuğu, kıtlığı ve hayvanların yaşaması için verilen mücadeleyi çok iyi öğreniyorsunuz. Ve o zamanın yaşam şartlarını , komünizmi farklı bir açıdan yansıtıyor yazar. Durup bir güzel düşünüp, onun yansıttıklarını benimsiyorsunuz.