Acının kutsanması,güzellemesinden ziyade acının hakikati,dönüştürücülüğü ve yok edilmeye çalışılmasıyla meydana gelecek "hayatsızlıktan" bahsediyor desem sanırım bir cümle ile özeti olur. Lakin bu ince fakat bir o kadar çizmedik yerini bırakamayacağınız kitap dijitalleşen insanın hayatı pahasına elde etmeye çalıştığı acısızlığın onun ruhunu nasıl koflaştıracağı,şeyleştireceği üzerine öyle derin açılımlar yapıyor ki hayret etmemek mümkün değil. Tabi ben bir ilahiyatçı olarak Peygamberlerin acı ile yoğrulmalarının onların tekamülüne nasıl muazzam bir katkı sunduğu ve acıyı ötelemeden,takılıp da kalmadan ama hissederek illa ince ince hissederek dönüşmelerine sundukları katkıyı düşündüm. Kuyu,zindan olmadan saraya erer miydi Yusuf? Ya da takılıp kalsaydı kuyuya atılışına. Kuyudan öğrendiğini zindana zindanda öğrendiğini saraya taşımasını bildi. Acının yani imtihanların bizi dönüştürmesine açıyor muyuz kendimizi yoksa suni ağrı kesicilerle haz oyalayıcılarıyla oyalıyor muyuz kendimizi "hayatımızı yaşamak" pahasına?