Ayşe Şasa, meraklısı olduğum yeşilçam filmleri ile tanıdığım bir kadın senarist. Tesadüfen sevdiğim, farklı bulduğum filmlerin senaryosunu hep onun yazdığını farkettim ve araştırmaya başladım. Hayatını, yaşadıklarını, hastalığını(şizofren) ve nasıl iyileştiğini anlattığı yazılarını okuyunca daha çok merak ettim. Röportaj gibi olan bu biyografi bir çırpıda okunacak akıcı bir kitap.
Yaşadıkları çok çarpıcı Ayşe Şasa' nin. Zekası, gerçekliğe olan merakı, inatçılığı ve kalbinin sesini dinlemesi ile büyük çıkmazdan kurtuluşunu anlatmış. İyi ki de anlatmış. Çünkü bana göre bizler de batı medeniyeti dayatmaları ile kendi köklerimizden uzak kalmış, yönümüzü kaybetmiş bireyleriz.
Hayatı her yönden ibret alınması gereken derslerle dolu Ayşe Hanımın. Bir kez daha anladım ki, anne sevgisi ve şefkatinin olup olmaması, bir insanın bu dünyada cenneti ya da cehennemi yaşamasında önemli rol oynuyor. Sadece birey için değil, toplum sağlığı ve refahı için, pedagoji çok çok önemli. Bir çok ebeveyn çocuğunu sevdiği halde bunu göstermenin önemini bilmediğinden, büyük yıkımlara sebep oluyor. Çocuk her şekilde büyümüyor, gerekli özen gösterilmeyince ruhen sakat kalabiliyor. Gösterilen, hissettirilen bir sevginin önemi çok büyük. Neyse ki gerçek sevgi bağı sadece aile ile kurulan bir şey değil. Bazen yedi kat yabancı ailenden daha yakın olur. Kemal Tahir de Ayşe Şasa için gerçek bir dost, zihnini açıp besleyen bir yol gösterici, bir dayanak olmuş. Ve daha sonra tabi ki ibni Arabinin füsusul hikem kitabı ile, bizim için gizemini koruyan bir mutlu sona ulaşıyor Ayşe Şasa.