"Bundan eminim. Çok saygı duyduğum bir kimsedir. Onda öyle bir özellik var ki... Nasıl ifade edeyim, bilmiyorum... Şibumi var.
"Şibumi mi efendim?" Nicholai bu kelimeyi biliyordu ama yalnızca bahçelerin düzenlenmesine, mimariye ilişkin anlamıyla biliyordu. Azımsanan alçakgönüllü güzellik anlamıyla. "Bu kelimeyi hangi anlamda kullanıyorsunuz efendim?"
"Herhalde belirsiz bir anlamda, üstelik yanlış olarak kullanıyorum. Ya da bana öyle geliyor. Anlatılmayacak bir niteliği tarif etme çabası. Bildiğin gibi şibumi, sıradan, olağan görünümlerin altında yatan gizli üstünlükleri anlatır. Şöyle düşün: O kadar doğru bir söz ki, cesaretle söylenmesine gerek yok. O kadar dokunaklı bir olay ki, güzel olmasına gerek yok. O kadar gerçek ki, sahici olmasına gerek yok. Şibumi demek, bilgiden çok anlayış demek. İfade dolu bir sessizlik demek. Kendini kanıtlama gereği duymayan bir alçakgönüllülük demek. Sanatta şibumi zarif bir basitliği ifade eder. Buna sabi denir. Felsefedeyse kendini wabi olarak gösterir. Büyük bir ruhsal rahatlıktır ama pa- siflik değildir. Bir insanın kişiliğindeyse...nasıl söylemeli... Hakimiyet peşinde olmayan otorite mi? Onun gibi bir şey."
İnsan aşktan ve benzeri önemsiz konulardan söz ederken Fransızca konuşur, trajedi ve felaketleri Rusça anlatır, iş dili olarak Almancayı kullanır, hizmetçilereyse İngilizce emir verirdi.