doğru fırlattım, tüm gücümle.
Hafife alınmayacak ölümsüz gücümle.
ipek ayakkabımın kayan yıldız hızıyla havada süzülmesini zar zor takip edebildim. O kadar hızlıydı ki Yüce Lord bile yak laştığını fark edemedi.
Ve tam başından isabet aldı.
Rhys bir elini başının arkasına koyarak geriye döndü. Gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
Öteki ayakkabımı çoktan elime almıştım.
Rhys dudaklarını aralayıp dişlerini gösterdi. “ At da görelim.” Öfke artık bugün nasıl bir ruh hah içindeyse, öfkesini gizleye- miyordu.
Güzel. Al benden de o kadar.
Diğer ayakkabımı da savurdum, tam kafasına, en az birincisi kadar hızlı ve sert.
“Kafamın içinden siktir olup gitsene.”
Tamlin’in katlanmak ve yüzleşmek zorunda olduğu kendi korkuları vardı.
“Asıl sen git.” Birkaç adım geri çekildi. “Her gece senin gör düğün şeylerin dürtüklemesiyle uyanmaktan hoşlandığımı mı sanıyorsun? Hepsini aramızdaki bağ üzerinden doğruca bana yolluyorsun. Uyumaya çalışırken en ön sıradan bunları izlemeye bayılmıyorum herhalde.”
Etrafa yayılan karanlık patlaması yüzünden kalabalık çığlık çığlığa kaçıştı, hatta bazıları oracıkta ortadan kayboldu.
Arkamı döndüm ve rüzgârdaki duman misali savrulan karanlığın içinde siyah ceketinin kol ağızlarını düzelten Rhysand’ı gördüm.
“Merhaba Feyreciğim,” diye mırladı.
Soluklaşan gün ışığı aşırı sıcak, bahçe aşırı basıktı. Beni sonsuza dek Tamlin’e bağlayacak, kırık ve harap ruhumu ona zin cirleyecek evlilik yemini kadar içinden çıkılmaz bir yerdeydim,
Düşe kalka pencereye ulaştım ve aralık duran camı sonuna kadar iterek yıldızlı manzarayı netleştirdim.
Başımı duvara yaslayıp serin taşların keyfini çıkardım.
Birkaç saat sonra evlenecektim. Mutlu sonuma ulaşacaktım hak etsem de etmesem de. Ama bu ülke, bu halk... onlar da kendi mutlu sonlarına ulaşacaktı, iyileşme yolunda ilk adımlarını ata caklardı. Barış yolunda. Ve her şey düzelecekti.
Ben de düzelecektim.