Sana dair nicedir birikmiş sözlerim var. Yığının en tepesinden alsam kelimeleri, orada, en dipte öylece bekler bulurum sana söyleyemediklerimi ve asla söyleyemeyeceklerimi...
Oraya git. Yeniden doğmayı dilediğin yere. Sakın korkma, akmayan zamanın üstünde gezindiğini hissedeceksin. Gerilecek uygunsuzluğun, boğacak pişmanlığını. Her adım er geç gerçekleşecek bir duâdır bu şehirde. Ama ben bir falcıyım. Umut verecek olan her yalana yatkınım. Git ve gör yazılanı...
Mardin kağıda yazılmıyor sevgilim.
Gideceğin yerin adı bitkilerle yaşama dönen hasta bir prensesin ismi. Tanrının ona bağışladığı hayata o da bir şehir armağan etmiş. Binlerce yılın ışığıyla renk değiştiren, neredeyse görünmezlik kazanan, topraktan doğan ve toprağa gömülen köylerden geçeceksin. Hayat veren zehirlerden, vahşi akan su sarnıçlarından yaralarını iyileştireceksin. Kanayan parçalarını tek tek toplayacaksın. Anılarını isimsizleşene kadar hiçbir kelime yeterince anlatamayacak gördüklerini. Tılsımlı bir yere gidiyorsun. Havası da, toprağı gibi sana benziyor. Bu şehir ölüme izin vermiyor.
Bu gece gibi bir gecede, onu bir şiire çizmemi bekliyordu gelişi. Kaç kelebek ömrü tüketecekti hasreti, kaç savaş, kaç deprem görecekti yaşlı dünya..? Sonunda bana gelecekti o...