Merve☆

Merve☆
@Me_ve
Sadece görünür olmak değil, insanlara dokunmak, onları düşündürmek ve belki de hayatı biraz daha iyi anlamalarına yardımcı olmak istiyorumdur. Per aspera ad astra...
Denize Anlatılacak Şeyler Var
Beni şu an sadece 5 saat sahilde oturup denize bakmak rahatlatır; çünkü bazı fırtınalar insanın içinde kopar.
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Kendini Bulmanın Uzun Yolu
İnsan, hayatı boyunca birçok şey arar. Mutluluğu, sevgiyi, başarıyı, aklına gelebilecek her şeyi ait olduğu yeri bile. Fakat en zor arayış, belki de insanın kendi özünü bulma çabasıdır. Çünkü insan bazen kalabalıkların içinde kaybolur, bazen başkalarının beklentileri arasında kendi sesini duyamaz hale gelir. Çocukken kim olduğumuzu pek düşünmeyiz. Büyüdükçe üzerimize yüklenen roller, sorumluluklar ve hayaller arasında yaşamaya başlarız. Bir noktadan sonra aynaya baktığımızda gördüğümüz kişiyle içimizdeki kişi birbirinden uzaklaşabilir. İşte o zaman başlar insanın kendine dönüş yolculuğu. O büyümüş lük hissiyatını anladıktan sonra işler değişiyor Bu yolculuk kolay değildir. Kimi zaman yanlış insanlara inanırız, kimi zaman yanlış yollara saparız. Hayal kırıklıkları yaşar, kırılır, yorulur ve hatta vazgeçmek isteriz. Fakat her yara bize bir şey öğretir. Her kayıp, gerçekte neye değer verdiğimizi gösterir. İnsan bazen en karanlık dönemlerinde kendisiyle tanışır. Kendini keşfeder onu ömür boyu mutlu edecek bir arayışın içine sokar Kendi özünü bulmak; kusurlarını kabul etmek, korkularınla yüzleşmek ve başkalarının çizdiği hayatı değil, kendi seçtiğin hayatı yaşamaya cesaret etmektir. Bu cesaret zaman ister, sabır ister. Ama sonunda insan, dışarıda aradığı huzurun aslında içinde saklı olduğunu fark eder. Ve o gün geldiğinde hayat birdenbire mükemmel olmaz. Sorunlar yine vardır, yollar yine engebelidir. Fakat insan artık kendini tanıyordur. Nereden geldiğini, ne istediğini ve ne uğruna mücadele edeceğini bilir. İşte gerçek refah da burada başlar; maddi zenginlikte değil, insanın kendi ruhuyla barışabilmesinde. Aslında bu başarı birazda kendine olan inancın ve sevginden dolayıdır . Başkalarının gözünde hep eksik ya da fazla görünebiliriz. Ama insan kendi içine dönüp kendini
Duygu ve Düşünce
Yalnızlık II
"Bazı insanlar hayatımıza gelir, bize aitmiş gibi hissettirir ama yine de içimizdeki o boşluğu dolduramaz." Belki de yalnızlık, kimsenin olmaması değildir. Belki yalnızlık; anlatacak çok şeyin varken susmak zorunda kalmaktır. İçinde fırtınalar koparken, dışarıdan sakin görünmektir. Gülümserken bile bir yanının eksik kaldığını bilmektir. İnsan zamanla anlıyor; herkes sesini duyabilir ama herkes seni dinlemez. Herkes gözlerinin içine bakabilir ama herkes oradaki yorgunluğu göremez. Çünkü bazı yaralar görünmez, bazı yalnızlıklar kalabalıklara sığmaz. Ne garip değil mi? Bir zamanlar saatlerce konuştuğun insanlar olur. Sonra bir gün gelir, söylemek istediğin her şeyi içine gömersin. Çünkü bazı mesafeler kilometrelerle değil, hissedilmeyen duygularla oluşur. Ve insan en çok da şunu öğrenir: "Yanında duran herkes seninle yürümüyor." Bu yüzden zamanla beklentiler azalır, suskunluklar çoğalır. İnsan kendini korumayı öğrenir. Kalbini herkese açmaz artık. Çünkü kırılan şey bazen güven değildir; insanın içinde büyüttüğü o güzel ihtimallerdir. Ama yine de umudumu tamamen kaybetmek istemiyorum. Belki bir gün, anlatmak zorunda kalmadan anlayan birine rastlarız. Belki bir gün, yarım kalan cümlelerimizi tamamlayan bir ses çıkar karşımıza. Çünkü her ne kadar birbirimizin yabancısı olsak da, bazen bir insan bütün o yabancılığın içinden geçip kalbine ev gibi gelebilir. "İnsan bazen anlaşılmak için konuşmaz; sadece biri gerçekten duysun diye susar."
İnsan En Çok Nerde Yorulur ?
“Belki de insan sevilmekten çok anlaşılmak istiyordu.” Bazı insanlar vardır; çok konuşmaz. İçinde kopan onca şeye rağmen susar. Gülümser mesela… Kimse üzülmesin diye, kimse onun içindeki kırıkları görmesin diye. Ama insan en çok da tam o anda yorulur aslında. İçinde binlerce cümle varken “iyiyim” demek zorunda kaldığında… Çünkü sevilmek bazen yetmiyor. İnsan, birinin gözlerinin içine baktığında kendini anlatmak zorunda kalmadan anlaşılmak istiyor. İçindeki yorgunluğu biri fark etsin, sustuğunda bile “bir şey oldu” diyebilsin istiyor. Çünkü bazı acılar kelimelere sığmıyor. Herkes bir şekilde yaşamaya devam ediyor belki ama kimse kimsenin içinde ne taşıdığını bilmiyor. Kimi çocukluğunu özlüyor, kimi hiç gelmeyecek birini bekliyor, kimi de sırf güçlü görünmek için her gece kendini toparlamaya çalışıyor. Ve insan, en çok da kimseye anlatamadığı şeylerden kırılıyor. Bazen düşünüyorum da… Bir insanı gerçekten anlamak, ona sarılmaktan bile daha değerli olabilir. Çünkü sarılmak geçer ama anlaşılmak insanın içinde kalır. Birinin seni tüm eksiklerinle kabul ettiğini bilmek, bu dünyanın en huzurlu hissi olabilir. Ama artık insanlar birbirini dinlemiyor. Herkes konuşuyor, herkes kendini anlatmaya çalışıyor ama kimse gerçekten hissetmiyor. Bu yüzden çoğu insan kalabalıkların içinde sessizce kayboluyor. Kimse fark etmese bile içten içe yardım bekliyor. Belki de bazı geceler durduk yere ağlamamızın sebebi bu… Sevilmediğimiz için değil; bunca zaman hiç anlaşılmamış olmak.
YAŞAMIN DEĞERİ
Hayatta çoğu insan yalnızca “vardır.” yaşayanlar ise çok nadir insanlardır. Sabah kalkıyor, bir yerlere yetişiyor, bir şeyleri tamamlamaya çalışıyor ama neden yaşadığını, ne istediğini, neyin peşinden gittiğini çoğu zaman unutuyor. Oysa insanı gerçekten ayakta tutan şey; sadece hareket etmek değil, bir anlam bulabilmektir bir amaç aramaktadır. Bazen ben de hayatın içinde yönünü kaybetmiş insanlar görüyorum ve bazen bende yolumu kaybediyorum. Herkes aynı gökyüzünde uçuyor ama kimse gerçekten gökyüzüne bakmıyor. Kimse kafasını kaldırıp da hayatın nasıl ilerlediğini görmüyor. Bakmak ile görmek arasında bir fark vardır çoğu insan sadece bakar görüneni görmez . Kimisi başkalarının hayallerini yaşıyor, kimisi sırf yalnız kalmamak için sürüye karışıyor. Fakat insanın içindeki boşluk, kendi yolunu çizmediği sürece asla dolmuyor ve hiçbir zamanda dolmayacak. Hayatta ne yapmak istediğimizi bilmeden yaşıyoruz en acısıda bu değil mi bilinmezliğin içinde kaybolmuş gidiyoruz. Herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyor ama kimse gerçekten nereye ait olduğunu bilmiyor. Belki de bu yüzden içimizde hep tarif edemediğimiz bir eksiklik var. Çünkü insan bazen yolunu değil, kendini kaybediyor. Ve galiba hayat, tam da o kayboluşun içinde kendimizi arama cesareti gösterebildiğimiz anda anlam kazanıyor. Kendi gökyüzünü bulamayan bir insanın kanatları olsa bile özgür olamayacağını ise çoğu zaman çok geç öğreniyoruz. Dönüp bir bakın dünyaya gökyüzüne ne amaç için yaşıyorum ben deme cesaretini kendinde bul bulki yaşamayı anlamlı hale getir.
Psikoloji