Merve☆

Merve☆
@Me_ve
Sadece görünür olmak değil, insanlara dokunmak, onları düşündürmek ve belki de hayatı biraz daha iyi anlamalarına yardımcı olmak istiyorumdur. Per aspera ad astra...
15 okur puanı
Nisan 2026 tarihinde katıldı
Anlaşılmak, Belki de Sevilmekten Daha Zordu
Puan vermedi·352 syf.··
2026 7. kitabı
1984 kitabını okurken insanın içine işleyen şey sadece baskı değil, kimsenin kimseyi gerçekten duymuyor oluşuydu. Çünkü bazı yaralar vardır; sevgiyle değil, anlaşılmayla iyileşir. İnsan bazen sarılınacak bir omuzdan çok, susarken bile onu anlayacak bir kalp arar. Winston’un yaşadığı dünya karanlıktı. İnsanların düşüncelerinin bile suç sayıldığı, duyguların bastırıldığı bir dünya… Ama bence kitabın en acı tarafı korku değildi. En acı tarafı, insanın kendi iç sesini bile yalnız yaşamasıydı. Kalabalıkların içinde kaybolmak, konuşurken bile anlaşılmayacağını bilmek… İşte insanı en çok yoran şey buydu. Çünkü anlaşılmamak insanın içinde sessiz bir boşluk bırakıyor. Kendini anlatmaya çalıştıkça yoruluyor insan. Bir süre sonra susmaya başlıyor. Sonra o sessizlik büyüyor; içinde biriken her şeyle birlikte insanın kalbine ağır ağır çöküyor. Belki de bu yüzden bazı insanlar geceleri durduk yere hüzünleniyor. Kimseye anlatamadıkları şeyler, içlerinde sessizce yaşamaya devam ediyor. Bugün herkes birbirine çok yakın gibi ama aslında bir o kadar uzak. İnsanlar birbirlerinin sesini duyuyor ama ruhuna dokunamıyor. Oysa bir insanı gerçekten anlamak, ona “yalnız değilsin” demenin en sessiz hâlidir. Ve belki de insan… Gerçekten sevildiğini, ancak biri onu tüm kırıklarıyla anlayabildiğinde hissediyordu.
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023199,7bin okunma
Kanatlarınızın Sebebi Ne?
Puan vermedi·80 syf.··
2026 8. kitabı
Martı, ilk bakışta yalnızca bir martının hikâyesi gibi görünür. Ama satırların arasında aslında insanın kendini bulma çabası anlatılır. Richard Bach, bu kitapta sürüden farklı olmayı göze alan Jonathan Livingston adlı bir martı üzerinden özgürlüğü, cesareti ve insanın kendi sınırlarını aşma isteğini anlatır. Hayatta çoğu insan sadece bakıyor görüneni görmüyor ya da görmek istemiyor oysaki hayat ayrıntılarda gizlidir Jonathan’ın diğer martılardan farkı da buydu. O yalnızca yaşamak istemedi; hissetmek, öğrenmek ve kendini aşmak istedi. Belki bu yüzden dışlandı, yalnız kaldı ama yine de vazgeçmedi. Çünkü bazen insanın en büyük savaşı, kendi ruhunu kaybetmeden yaşayabilmesidir. Bu kitap bana şunu düşündürüyor: İnsan bazen durup kendine şunu sormalı; “Ben gerçekten neden uçuyorum?” Çünkü cevabını bilmeden yaşanan bir hayat, yönünü kaybetmiş bir martının gökyüzünde savrulmasına benzer.
MartıRichard Bach · Detay Yayıncılık · 080bin okunma
Son Söz Hayatındır
Puan vermedi·144 syf.··
2026 6. kitabı
İnsan, hayatı hep hayal ettiği gibi kurmak ister. İçinde eksiksiz, pürüzsüz, tam olması gereken bir dünya vardır. Her şeyin zamanında, herkesin yerli yerinde olduğu bir düzen… Ama gerçek hayat, o hayallerin kenarından bile geçmez çoğu zaman. Eksik kalır, yarım kalır, bazen de tamamen dağılır. Bir sabah uyanırsın ve fark edersin; beklediklerin gelmemiştir, gidenler ise geri dönmeye niyetli değildir. İşte tam o anda öğrenirsin kabullenmeyi. Önce zor gelir, insanın içi direnir. “Böyle olmamalıydı” dersin, “ben bunu istemedim.” Ama hayat, istemekle ilerlemez. O, kendi bildiğini yaşatır insana. Zamanla anlarsın ki kabullenmek, vazgeçmek değildir. Aksine, ayakta kalmanın en sessiz yoludur. İçinde kopan fırtınaları kimse duymadan, yüzünde küçük bir tebessümle yürümeye devam etmektir. Belki eskisi gibi umut etmezsin ama yine de yaşamaktan vazgeçmezsin. Ve bir gün geriye dönüp baktığında şunu fark edersin: Hayat sana istediğini vermedi belki ama seni olduğun insana dönüştürdü. En derin kırgınlıkların, en sessiz kabullenişlerin içinde büyüttü seni. Çünkü bazı gerçekler vardır; değiştiremezsin, geri döndüremezsin. Sadece kabul edersin ve o kabullenişin içinde, kendini yeniden bulursun.
DeğirmenSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202555,7bin okunma
Geçmişi hatırlamak
Puan vermedi·152 syf.··
2026 5. kitabı
Bazı şeyleri unutmak ister insan. Çünkü hatırladıkça içi sızlar, kalbi yorulur. Anılar bazen bir yük gibi çöker omuzlara; ne taşıyabilirsin ne de tamamen bırakabilirsin. İşte tam o yüzden, insan en çok kendi geçmişinden kaçmaya çalışır. Ama unutmak sandığımız kadar masum değildir. Çünkü bir şeyi unuttuğunda, sadece onu silmezsin; onunla birlikte seni sen yapan parçaları da yavaşça kaybedersin. Bir bakmışsın, yaşadıkların başkalarının anlattığı bir hikâyeye dönüşmüş. Senin doğruların, başkalarının işine geldiği gibi şekillenmiş. En acısı da şu değil mi? Bir zamanlar seni derinden etkileyen şeylerin, zamanla sıradan bir anıya dönüşmesi… Ya da hiç yaşanmamış gibi davranılması. İnsan bazen kendi hatıralarına bile yabancı hisseder. Sanki o hayatı başkası yaşamış gibi. Oysa hatırlamak, biraz da kendine sadık kalmaktır. Acıtsa bile, eksik kalsa bile, o anılara tutunmak… Çünkü insan, en çok unuttuğu yerden eksilir. Belki de bu yüzden, geçmiş kolayca değişmez aslında. Değişen biziz. Unuttukça, sustukça ve kabullendikçe… Ve bir gün dönüp baktığımızda, en çok da kendi hikâyemizi tanıyamayacak kadar uzaklaşmış oluruz.
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024295,8bin okunma
Nankörlüğün Ardındaki Ses
Puan vermedi·140 syf.··
2026 4. kitabı
İnsan, kendine yapılan iyiliği nasıl unutur ki? Ama zaman geçtikçe anlıyorsun… Nankörlük, sandığımız gibi büyük ihanetlerde değil; küçük unutuluşlarda saklı. Birinin senin için uykusuz kaldığı geceleri unutursun mesela. Sana iyi gelmek için verdiği çabayı, bir gün sıradan bir şeymiş gibi görmeye başlarsın. Çünkü insan, sahip olduklarına alışır. Alıştıkça da değerini azaltır. İşte nankörlük tam burada başlar: Alışkanlıkla değerin yer değiştirdiği yerde. En acı olanı ise şudur; insan başkasına yaptığı nankörlüğü fark etmez ama kendisine yapılınca derinden hisseder. Kendi kırgınlığını büyütürken, başkasının kırılmış kalbini görmezden gelir. Çünkü insan, çoğu zaman kendi hikâyesinin başrolünde o kadar kaybolur ki başkalarının emeğini arka plan sanır. Belki de bu yüzden nankörlük “korkunç”tur. Çünkü sessizdir. Gürültü koparmaz, kapıyı çarpıp gitmez. Yavaş yavaş yerleşir insanın içine. Minnetin yerini beklenti alır, teşekkürün yerini alışkanlık. Ama yine de bir ihtimal var. İnsan, fark ettiği anda değişebilir. Bir gün durup “ben neyi unutuyorum?” diye sorarsa kendine… Belki o zaman nankörlük yerini hatırlamaya bırakır. Ve hatırlamak, bazen en büyük iyileşmedir. Çünkü bazı insanlar gitmez, biz onları görmemeyi seçeriz
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025159,1bin okunma