Hayatı daha duyarlı yaşamak için hüznü bilmek gerek. Hayatı hep uçarı bir neşe içinde yaşamak, bizi başkalarının acılarını hissetmek sorumluluğundan kurtarıyor. Zamanımız, narsisizm veya "gemisini kurtaran kaptan" çağı. Sadece kendi küçük menfaatlerimizi kovaladığımız bir hayat, bana sorarsanız beyhudedir. Hüzün bize, ötekinin acısını ve varoluşa gizlenmiş o büyük acı ve endişeyi yakından görme fır satı verir. Hüzünle birlikte egomuza sınır çizmeyi öğreniriz. Tevazuyu, ötekinin haliyle hallenmeyi öğreniriz. Hüzün bize bu dünyada kendi benliklerimizi aşan, çok daha önemli meselelerin olduğunu fısıldar.
Helen Morrison' ın güzelce ifade ettiği üzere, bir psikopatın yazgısı; genleri, aile geçmişi, eğitimi, zekası ve önüne çıkan fırsatlar da dahil olmak üzere pek çok etkene bağlıdır. Ve tabii bu
etkenlerin birbiriyle olan etkileşimine.
"Psikopatlar için dildeki sözcüklerin, sözlük anlamlarının ötesinde bir derinliği yoktur. Sözcüklerin duygusal çağrışımları yoktur. Bir psikopat örneğin, "Seni seviyorum," dediğin de, onun için bu sözün, "Ben kahve alayım," demekten farkı yoktur... Psikopatların aşırı tehlike karşısında bu derece serinkanlı, sakin ve kontrollü kalabilmelerinin, ödül-odaklı
olmalarının ve risk alabilmelerinin bir nedeni de budur. Beyinleri, kelimenin gerçek anlamında, diğederimize göre daha
"kısık" çalışır."