Cinayeti ele alalım. Birtakım Avrupa kentlerinin mahkeme kayıtlarını tarayan araştırmacılar, cinayet sayılarının yıllar içinde dramatik bir düşüş yaşadığını hesapladılar. Örneğin 14. yüzyıl Oxford'unu bugünle karşılaştırdığımızda o dönemde önüne gelenin cinayet işinde olduğu ortaya çıkıyor: o zamanlar her 100.000 kişi arasında yılda 110 cinayet işlenirken 20. yüzyıl Londra'sında bu sayı her 100.000 kişide 1'e düşmüş. İtalya, Almanya, İsviçre, Hollanda gibi başka ülkelerde de benzer gidişatlar gözlenmiş.
Aynı durum savaşlar için de geçerli. Pinker'ın hesaplarına göre 20. yüzyıl iki korkunç savaş geçirmesine rağmen yaşayan 6 milyar insandan yaklaşık 40 milyonu savaşta ölmüş. Bu da yaklaşık %0,7 ediyor. Eğer buna savaşın neden olduğu hastalıkları, salgınları ve soykırımları da eklersek ölü sayısı 180 milyona çıkıyor. Bu sayı çok gibi gözükse de istatistiksel açıdan bakınca önemsiz kalıyor: yaklaşık %3.
Tarih öncesi toplumlarda ise savaşta ölenlerin oranı %15. Böyle karşılaştırınca büyük resim daha iyi anlaşılıyor. Christoph Zollikofer ve çalışma arkadaşlarının Güneybatı Fransa'da çıkardığı hasarlı neanderthal kafatası, buzdağının sadece görünen kısmı.
Tabii bu rakamlarla karşıtaşıldığında insanın aklına hemen iki türlü soru geliyor. Birincisi, bunlar toplumun gittikçe daha da psikopatlaştığı yönündeki sezgisel olarak akla yatkın ama deneysel olarak şüpheli görüşle uyumlu mu? İkincisi, eğer toplumdaki psikopatlık azaldıysa, yıllar içinde ne oldu da vahşi, katil dürtülerimiz böyle dramatik bir şekilde geriledi?
İkinci sorudan başlayacak olursak, burada ilk akla gelen neden, yasalar. Thomas Hobbes, 1651'de yazdığı Leviathan adlı eserinde, yukarıdan aşağıya doğru kademeli bir devlet idaresi olmazsa kolaycacık gaddar vahşilere döneceğimiz iddiasını ortaya atmıştı. Bu fikirde
Sayfa 137 - Domingo Yayınevi