Bütün ünler içinde bizi en az aldatanı, kendi kendini yaşayan ündür. Öyleyse oyuncu, sayılmaz ünü, kendini kendine adayıp kendini duyanı seçmiştir. Her şeyin günün birinde öleceğinden en iyi sonucu çıkaran odur. Bir oyuncu ya başarır, ya başaramaz. Bir yazar, değeri bilinmese bile, bir umut besler. Ne olduğuna yapıtlarının tanıklık edeceklerini tasarlar. Oyuncu fazla fazla fotoğrafını bırakacaktır bize, kendisini oluşturan şeylerin hiç biri, devinimleri ve susuşları, kesik soluğu ve aşk soluğu, bize kadar gelmeyecektir.Onun için tanınmamış olmak oynamamaktır, oynamamaksa canlandıracağı ya da dirilteceği bütün varlıklarla birlikte yüz kez ölmektir.
Kişiyi çalıştıran, çırpındıran her şey umuttan
yararlanır, öyleyse aldatıcı olmayan biricik
düşünce kısır bir düşüncedir. Uyumsuz dünyada, bir kavramın ya da bir yaşamın değeri kısırlığıyla ölçülür.
“Benim alanım zamandır”, der Goethe. İşte
tam uyumsuz bir söz. Uyumsuz insan nedir
gerçekten? Ölümsüzü yadsımamakla birlikte,
onun için hiçbir şey yapmayan. Böyle bir özlem
duymadığı için değil, cesaretini ve aklını buna
yeğ gördüğü için. Birincisi kendi dışındakilere
başvurmadan yaşamasını elindekiyle yetinmesini öğretir, İkincisi de kendi sınırlarını gösterir ona. Sınırlı özgürlüğünden, geleceksiz
başkaldırışından, ölümlü bilincinden kuşkusu
olmayınca, serüvenini yaşamı süresince
sürdürür. Alanı buradadır, kendisininkinden
başka her yargıdan uzak tuttuğu eylemi
buradadır. Daha büyük bir yaşam, bir başka
yaşam anlamına gelemez onun için.