Grubumuz ve diğerleri çocuğun (travmadan önce ve sonra) ilişkilerinin doğasının, travmaya olan tepkilerini şekillendirici önemli bir rol oynadığını gözlemledi. Güvenilir, tanıdık ve duyarlı kişiler çocuğun bakımını üstlenmişlerse çocuklar daha kolay iyileşip travmatik olayın olumsuz kalıcı etkilerinden tamamıyla kurtulabiliyorlardı. İlişkilerin "travma tamponu" etkisinin beyinde meydana geldiğini biliyorduk.
Bir kişiyi kronik korkuya maruz bırakmak, bir arabanın fren sistemini zayıflatırken ona daha güçlü bir motor takmak demektir. Bu "makine"nin kontrol dışına çıkmasını önleyen güvenlik sistemlerini değiştirmek anlamına gelir. Bu şekilde (aynı insanın dünyanın nasıl bir yer olduğuna dair kafasında kullanıma bağlı olarak oluşturduğu kalıplar gibi) farklı beyin sistemlerinin gücünde oluşan kullanıma bağlı değişiklikler insan davranışının kritik belirleyicileridir.
İnsanlar korkutucu bir olayla yüz yüze geldiklerinde hangi yaşta olurlarsa olsunlar en başta en yüksek kortikal bölümlerini kullanım dışı bırakırlar. Her ikisi de o an bizi bulunduğumuz durumdan kurtarmakta faydalı olmayacağı için plan yapma, açlık hissetme gibi kapasitelerimiz yok olur. Ciddi bir tehditle yüzleştiğimizde genelde "düşünme", hatta konuşma
kabiliyetlerimizi yitiririz. Yalnızca tepki veririz. Uzun süren korku durumlarında beyinde kronik ve hemen hemen kalıcı değişiklikler meydana gelir. Özellikle erken yaşlarda, uzun süren terörize durumlann beyinde yol açtığı değişiklikler bu insanların ileriki yaşlarında daha güdüsel, daha saldırgan, daha az düşünceli ve daha az şefkatli olmalarına sebep olur.
Travmanın etkilerinin çok küçük çocuklar söz konusu olduğunda bir ömür boyu devam etmesinin nedeni, beynin yaşamın ilk yıllarında çok hızlı bir şekilde ve bölüm bölüm büyüyerek gelişmesidir. Genç beyinler sevmeyi ve dili nasıl hızlıca öğreniyorlarsa olumsuz deneyimlere de o derece açıktırlar. Hamilelik sırasında, bulunulan aya göre fetüsler nasıl belli toksinlere duyarlı ise, çocuklar da travmanın meydana geldiği zamana bağlı olarak olayın kalıcı etkilerine açıktırlar. Bu yüzden, travmanın deneyimlendiği zamana göre çocuklarda farklı semptomlar gözlemlenebilir. Örneğin, maruz kaldığı acı verici ve tekrarlanan bir cinsel tacizi tarif etmekten yoksun, iki-üç yaşlarında, henüz konuşamayan bir çocuk dokunulmaya karşı koyma, yakın ilişki kurarken endişe duyma gibi ilişkisel problemler yaşayabilir. Oysa aynı taciz deneyimini yaşamış on yaşında bir çocuk daha belirli, olaya özel yer, kişi ve tacizin oluş biçimiyle ilgili belli olgulara karşı bir korku geliştirmeye daha yatkındır. Bu kötü deneyimi ona hatırlatan kişi, yer ve objeleri gördükçe endişe ve korkuları artacaktır. Bunlara ek olarak daha büyük yaşta bir çocuk, korteksten kaynaklanan utanç ve suçluluk gibi daha karışık duygu durumlarını, yaşadığı olay ile özdeşleştirecektir. İki-üç yaşlarında bir çocukta henüz korteks gelişmediği için taciz bu yaşlarda yaşanıp sona erdiyse utanç, suçluluk gibi semptomların oluşması
olası değildir.