W•

Beyinde başkalarının davranışlarına senkronize olarak tepki veren "ayna" nöronları denilen bir grup sinir hücresi vardır. Bu karşılıklı düzenleme sevgi bağının oluşması için başka bir temel oluşturur. Örneğin, bir bebek güldüğünde annenin beyninin içindeki ayna nöronları anne kendisi güldüğü zaman oluşan paternerle neredeyse aynı tepkiyi verir. Normal olarak bu aynalama anneyi kendi gülüşüyle tepki vermeye iter. Burada empatinin ve ilişkilere tepki verme kapasitesinin iki grup ayna nöronu aracılığıyla anne ve çocuğun sevinç ve bağlılık hislerini senkronize ederek pekiştirdiğini görmek zor değildir. Bunun yanında, eğer bebeğin gülümsemelerine kayıtsız kalınır, bebek tekrar tekrar tek başına ağlamaya bırakılır, beslenmez veya kaba bir şekilde, kucağa alınmayarak beslenirse güvenilir ellerde olma ve insan etkileşiminden doğan öngörülebilirlik veya mutluluk hissi gelişmeyebilir.
Sayfa 116 - BÖLÜM 4 Dokunulmaya Aç
Nörobilim
Reklam
Gelişmemiz sırasında eğer her şey normal giderse özenli ve sevgi dolu bir ilgiyle bakılırız. Bir şekilde üşüdüğümüzde, acıktı­ğımızda, susadığımızda veya korktuğumuzda, bağışlarımız sevgi ve ilgileriyle ihtiyaçlarımızı giderecek kişileri çevremize toplar. Bu sevgi ve ilgi sayesinde gelişen beyinlerimizde iki ana nöral ağ aynı anda uyarılır. İlki insanın ilişkisel etkileşimleriyle ilintili karışık algısal sezgileridir: Annenin (veya çocuğun bakımını üstlenen kişinin) yüzü, gülüşü, sesi, dokunuşu ve kokusu. İkincisi "mutluluk"u yayan nöral ağların uyarılmasıdır. Bu "ödül sistemi", birincisi sıkıntılı durumdan rahatlamış bir şekilde kurtulmak olmak üzere iki şekilde aktive olur. Susuzluğu gidermek, açlığa son vermek, endişeyi yok etmenin hepsi rahatlamayı ve memnuniyeti getirir. Daha önce tartıştığımız gibi iki nöral aktivite yeterli tekrarla aynı anda gerçekleştiği zaman, iki patern arasında bir ilişki oluşur. Sorumlu anne babalık durumunda, haz ve insan ilişkileri birbirlerinin içine geçmiş bir şekilde yapılanır. Bu bağ yani insan ilişkileri ile hazzın ilişkilendirilmesi, sağlıklı ilişkileri oluşturan ve birbirine bağlayan nörobiyolojik bir "yapıştırıcı" görevi görür. Sonuç olarak, sevip ve saygı duyduğumuz insanlardan aldığımız ilgi, onay ve şefkat en güçlü ödüllerdir. Aynı şekilde, deneyimlediğimiz en güçlü acı (en açık örneği sevdiğimiz bir insanın ölü­ mü olan) bu ilgi, onay ve şefkatin kaybıdır. O yüzden en büyük entelektüel, atletik veya profesyonel zaferlerimiz eğer yanımızda onları paylaşacağımız kimse yoksa bize anlamsız gelir.
Sayfa 109 - BÖLÜM 4 Dokunulmaya Aç
Psikoloji
Beyin aynı zamanda tarihi bir organdır. Bizim kişisel tarihimizi barındırır. Hayat deneyimlerimiz, bazen bilinçli bir şekilde farkında olduğumuz, çoğunlukla da farkında olmadığımız süreçlerle davranışlarımıza rehberlik eden hafıza kalıplarımızın kataloğunu oluşturarak bizim kim olduğumuzu şekillendirir. Bu yüzden, beyinle ilgili herhangi klinik bir problemin ne olduğunu bulmak için hastanın deneyimlerinin ayrıntılı bir tarihini edin­mek çok önemlidir. Beynin büyük bir kısmı erken yaşta geliştiği için anne babalarımızın bize nasıl baktığının beynin gelişiminde dramatik bir etkisi vardır. Çocukken bize nasıl bakıldıysa biz de çocuklarımıza öyle bakmaya eğilimli olduğumuz için bir çocugun iyi bir "beyin" tarihi kendisinin bakımını üstlenen kişinin (ister anne baba olsun ister başka birisi) çocukluk tarihine ve erken deneyimlerine bağlıdır.
Sayfa 107 - BÖLÜM 4 Dokunulmaya Aç
Psikoloji
Ne yazık ki, insanları birbirine bağlayan aynı güç aynı zamanda ortak bir düşmanı yenmemiz için işbirliği yapmamızı, büyük sevgi davranışlarında bulunmamıza izin veren güç, bize benzemeyenleri marjinalize ederek, onları canavarlaştırarak onları ait olduğumuz "klan"ın dışına itmemize yol açabiliyor. Bu ötekileştirme nefret ve şiddetin en aşırı boyutlarına kadar varabilir.
Sayfa 91 - BÖLÜM 3 Cennete Giden Yol
Psikoloji
Tarih boyunca, bazı insanlar bizi güvende hissetiren en iyi arkadaşlarımızken, bazıları en kötü düşmanlarımızdır. İnsanların en büyük düşmanları yine diğer insanlardır. Bu yüzden, stres tepki sistemlerimiz diğer insanlardan gelen sosyal mesajları okuyarak onlara tepki veren sistemlerle yakından bağlantılıdır. Sonuç olarak, başkalarının ifadelerine, jestlerine, ruh durumlarına karşı çok hassasızdır. Göreceğimiz gibi diğer insanları izleyerek tehdidi algılar ve stresle başa çıkarız. Hatta beynimizde, hareket ettiğimizde ve duygularımızı ifade ettiğimizde değil bunları yapan bir yapan bir insanı gördüğümüzde harekete geçen özel hücrelerimiz vardır. İnsanın sosyal hayatı, olumlu ve olumsuz sonuçlarıyla bu "ifade etme" yetisine ve bu ifadelere tepki verebilmesine bağlıdır. Örneğin, kendinizi harika hissederek gittiğiniz işinizde amiriniz berbat bir ruh halindeyse eninde sonunda siz de kendinizi kötü hissedeceksinizdir. Eğer bir öğretmen kendisini kızgın veya yılmış hissediyorsa öğrencileri de olumsuz davranışlar sergileyerek sınıftaki baskın duyguyu yansıtır. Korkmuş bir çocuğu sakinleştirebilmek için en başta kendinizi sakinleştirmeniz gerekir.
Sayfa 90 - BÖLÜM 3 Cennete Giden Yol
Psikoloji
Reklam