Pennsylvania Üniversitesi'nden Martin Seligman ve meslektaşlan ayrı fakat birbirleriyle bağlantılı iki kafeste bulunan iki hayvanı (bu durumda fareler) kullanarak bu deneysel paradigmayı oluşturdular. Bu kafeslerden birinde, fare yiyeceğini almak için ne zaman bir tuşa bassa
en başta elektrik şoku ile karşılaştı. Bu fare için stresli bir deneyimdi. Fakat elektrik şokundan sonra yiyecek alacağını bilen fare duruma ayak uydurur ve tolerans geliştirir. Fare şoku hissedeceği tek zamanın tuşa bastığında olduğunu bildiği için durumunun üzerinde biraz da olsa kontrolü vardır. Daha önce de tartıştığımız gibi, öngörülebilir ve kontrol edilebilir bir stres kaynağı zaman içinde sistemde daha az strese sebep olurken tolerans da artar. Fakat ikinci kafeste, fare yiyecek alabilmek için aynı ilk kafesteki fare gibi tuşa basarken, şoku diğer fare tuşa bastığında
hisseder. Bu demektir ki ikinci farenin ne zaman şok hissedecegine dair hiçbir fikri yoktur. Bu farenin durumu hakkında hiçbir kontrolü olmadığı anlamına gelir. Böylece, bu fare strese tolerans geliştiremez, strese karşı hassaslaşmış olur. İki farenin de beyinlerinin stres sistemlerinde büyük değişiklikler oluşur: Stres kaynaklarını kontrol edebilen farelerde olumlu değişiklikler, diğerlerinde ise kötüye giden olumsuz değişiklikler. Şok üzerinde bir kontrolü olmayan hayvanlarda ülser, kilo kaybı ve bağışıklık sistemlerinde zayıflıklar gözlemlenir. Üzüntü verici bir biçimde, durumları üzerinde kontrol sahibi olmayan fareler bu durumda uzun süre tutulduktan sonra, kontrol edebilecekleri ortamlara konulduklarında dahi öyle korkmuş olurlar ki yeni kafesi inceleyerek kendileri için daha olumlu durumlar yaratamazlar. Aynı tarz demoralizasyon ve isteksizlik depresyon geçiren insanlarda da gözlemlenir. Araştırmalar gittikçe artan bir
Meydan okuma veya karşı gelme olarak algılanan kaç veya saldır tepkisinin sebep olduğu saldırgan ve güdüsel davranışlar, aslında çocuğun zihnini sürekli meşgul eden geçmiş bir travmatik duruma gösterdiği tepkiden geriye kalanlardır.
Dissosiyasyon (ayrışma) çok ilkel bir reaksiyondur. En erken yaşam türleri (ve üst türlerin en genç üyeleri) kendi iradeleriyle, tehlikeli durumlardan nadiren kaçabilirler. Saldırılmaya veya yaralanmaya karşı tek tepkileri kıvrılmak, kendilerini ellerinden geldiğince küçültüp yardım için bağırmak veya bir mucize beklemektir. Tepkileri, beyin kökü ve çevresinde bulunan en ilkel beyin sistemlerinden kaynaklıdır. Kaçmakta veya saldırmakta etkisiz bebekler ve küçük çocuklar için aşırı stres verici durumlar karşısında dissosiyasyon tepkisine çok sık rastlanır. Kadınlarda erkeklerden daha fazla görülür. Eğer uzun sürerse dissosiyasyon, post-travmatik stres bozukluğu ile aynı semptomları sergiler. Dissosiyasyon sırasında beyin, vücudu herhangi bir yaralanma için hazırlar. Kan uzuvlardan çekilir. Yaralarda kan kaybını azaltmak için kalp atışı yavaşlar. Endojen uyuşturucuları akışı (beynin doğal eroin benzeri maddesi) acıyı yok ederek, sakinlik yaratarak,
acı verici olaya karşı psikolojik bir uzaklık hissi yaratır. Aşırı-uyarılma tepkisi gibi dissosiyasyon tepkisi de farklı seviyelerde meydana gelir. Gündüz düşleri, uyku ve uyanıklık arasında geçişler gibi sıradan olaylar dissosiyasyonun orta seviyedeki halleridir. Hipnotik trans ise daha başka bir örnektir. En aşırı dissosiyasyon deneyimlerinde ise kişi tamamıyla içe dönüp gerçeklikten kopar. Düşünmeyle uğraşan beyin bölgeleri planlama yapmak yerine hayatta kalmaya odaklanır. Zamanın yavaşladığı ve olanların "gerçek" olmadığına dair bir his vardır. Nefes alıp verme yavaşlar. Acı ve korku hissi neredeyse yok olur. Kişiler,
yaşadıkları olay izledikleri bir film karakterinin başına geliyormuş gibi kendilerini hiçbir şey hissetmiyor olarak tanımlarlar.
Beyinde nöronlar, sinapsis denilen nöron'dan nörona iletişim sonucu açığa çıkan nörotaşıyıcılar adlı kimyasal iletenler vasıtasıyla bir hücreden diğerine mesaj taşırlar. Bu kimyasal iletenler anahtarınızın yalnızca kendi kapınızın üzerindeki kilide uyması gibi bir sonraki nöranda belirli doğru şekillenmiş alıcıyla birleşirler. Hem büyüleyici bir biçimde karışık hem de zarif ve basit bir biçimde bu sinaptik bağlantılar bir nörondan diğerine ve bir diğerine giden ağ zincirlerini oluşturarak beynin düşünme, hissetme, hareket etme, algılama, duyumsama gibi birçok fonksiyonunun oluşmasını sağlarlar. Bu işlem ilaçların bizi nasıl etkilediğini de açıklar. Birçok psikoaktif ilaç kopyalanmış anahtar görevini görerek belli nörotaşıyıcıların belli kilitlere uymasını sağlayarak beyni, çeşitli kapıları açıp kapamak için kandırmış olurlar.