Bütün dünyanın uçup gittiğini hayal edebilmesine bile olanak yoktu, çünkü dünya çok büyüktü. Annesinin, babasının ve kızkardeşinin yok olduğunu düşünerek uyarmaya çalıştı duygularını. Tepki vermedi. Sonra iki gün önce süpermarket kuyruğunda önünde duran bütünüyle yabancı birini düşününce, ani bir uyarı hissetti, bütün süpermarket içindekilerle birlikte yok olmuştu. Nelson Anıtı yok olmuştu! Nelson Anıtı yok olmuştu ve hiçbir yerinme duyulmuyordu, çünkü yerinecek kimse kalmamıştı. Şimdiden sonra Nelson anıtı yalnızca aklında yer alacaktı. İngiltere aklında yer olacaktı, bu kokulu, rutubetli, çelik döşeli uzay gemisine takılmış olan aklında. Bir klostrofobi dalgası yerleşti üzerine. İngiltere yoktu artık. Bunu anlamıştı, bir şekilde anlayabilmişti bunu. Bir kez daha denedi. Amerika, diye düşündü, yok olmuştu. Kavrayamıyordu bunu. Daha küçükten başlamayı düşündü yine. New York yok olmuştu. Tepki yok. Varolduğunu hiçbir zaman da ciddi olarak düşünmemişti zaten. Dolar, diye düşündü, sonsuza dek düştü. Bu noktada küçük bir ürperme. Bütün Bogard filmleri sonsuza dek silinip gitti, dedi kendi kendine, tatsız bir sarsıntı hissederek. McDonalds diye düşündü. Mc Donald's hamburgeri diye birşey yoklu artık. Kendinden geçti. Bir saniye sonra yeniden
kendine geldiğinde annesi için ağlarken buldu
kendini..