Nasıl ki buarada avukatımın tuhaf kravatlarını görmeyi bekliyorsam, başka bir âlemde de Marie'yi kucaklayıp sımsıkı sarılmak için cumartesileri sabırla beklemişsem,kuşların geçişini ya da bulutların gökte karşılaşmalarını da öyle beklerdim. Oysa şöyle bir düşününce, kuru bir ağaç kavuğunda yaşamıyordum. Benden daha acınacak durumda olanlar vardı. Annenin düşüncesiydi bu; insan eninde sonunda her şeye alışır, diye tekrarlar dururdu sık sık.
"Hayatınızda bir değişiklik yapmak hoşunuza gitmez mi, diye sordu. Ben de insanın hayatını hiç değiştirmediğini, her hayatın az çok aynı olduğunu, buradaki hayatımdan hiç şikâyetçi olmadığımı söyledim. Bana hiç hırslı olmadığımı,bunun da iş hayatında felaket demek olduğunu söyledi."
Yine onun düşüncesine göre annesini manen öldüren bir adam, kendisini peydahlayan babasını öldüren biri kadar toplumun dışına itermiş kendini. Her halükârda manen öldürme suçu, öbür suça giden yolu hazırlarmış, o yolun taşlarını döşer hatta onu bir şekilde meşrulaştırırmış. "İşte bu yüzden beyler, inanıyorum ki," diye ekledi sesini yükselterek, " karşınızda oturan adam, yarın bu mahkemede yargılanacak cinayetten de suçludur dersem bu düşüncemi fazla abartılı bulmayacaksınız. Cezası ona göre verilmelidir."