Nedense hayatta bir müddet beraber yürüdüğümüz insanların başına bir felaket geldiğini, herhangi bir sıkıntıya düştüklerini görünce bu belaları kendi başımızdan savmış gibi ferahlık duyar ve o zavallılara, sanki bize de gelebilecek belaları kendi üstlerine çektikleri için, ilgi ve merhamet göstermek isteriz.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Şimdiye kadar tesadüf ettiğim insanlardan bir tanesi benim üzerimde belki en büyük tesiri yapmıştır. Aradan aylar geçtiği hâlde bir türlü bu tesirden kurtulamadım. …Oysa o hiç de fevkalade bir adam değildi. Hatta pek sıradan, hiçbir özelliği olmayan, her gün etrafımızda yüzlercesini görüp de bakmadan geçtiğimiz insanlardan biriydi. Hayatının bildiğimiz ve bilmediğimiz taraflarında insana merak verecek bir taraf olmadığı kesindi. Böyle kimseleri gördüğümüz zaman çok kere kendi kendimize sorarız:"Acaba bunlar neden yaşıyorlar? Yaşamakta ne buluyorlar? Hangi mantık, hangi hikmet bunların yeryüzünde dolaşıp nefes almalarını emrediyor?"Fakat bunu düşünürken yalnız o adamların dışlarına bakarız. Onların da birer kafaları, bunun içinde isteseler de istemeseler de işlemeye mahkûm birer beyinleri bulunduğunu, bunun sonucu olarak kendilerine göre bir iç dünyaları olacağını hiç aklımıza getirmeyiz. Bu dünyanın belirtilerini dışarı vermediklerine bakıp onların manen yaşamadıklarına hükmedecek yerde, en basit bir insan merakı ile bu bilinmeyen dünyayı merak etsek belki hiç ummadığımız şeyler görmemiz, beklemediğimiz zenginliklerle karşılaşmamız mümkün olur. Fakat insanlar nedense daha ziyade ne bulacaklarını tahmin ettikleri şeyleri araştırmayı tercih ediyorlar. Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydı.
Aslında sinir hastalarının güneş ışınlarıyla tedavisi, taa eski Yunan ve Roma imparatorluklarından beri bilinen ve tarih içinde zaman zaman kullanılmış bir metottu. Kış aylarının karanlık günlerinde birçok insanın enerjisinin azaldığı, durgunlaştıkları, uykuya ve karbonhidratlara, yani şekerli gıdalara ihtiyaçlarının çoğaldığı gözlenmişti. Kış mevsiminde, insanlar da, hayvanlar gibi, ruhi bir kış uykusuna yatıyordu sanki. Aynı olumsuz belirtiler, gece işlerinde çalışıp, gün ışığından yararlanamayan kimselerde de görülüyordu.
Güneş ışını yayan lambalar sayesinde, ışınlar gözlerdeki retinadan beyindeki salgı bezlerine geçip, hipofiz bezinde kimyasal bir reaksiyona neden oluyor ve bu şekilde vücudun ihtiyacı olan madde yeteri kadar salgılanabiliyor, insanların depresyon halini tedavi ediyordu. Bu uygulamanın hiçbir yan etkisi yoktu. Antidepresif ilaçların bedende yaptığı tahribatı da yapmıyordu